Gül’ü bir ‘bölen’ konumuna getirme hamleleri

Şunu baştan belirtelim ki Türk siyasetinde önemli hizmetleri bulunan ve bugüne kadarki görevlerinde başarılı bir profil çizen Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, son açıklamalarıyla bir ‘bölen’ değil aksine ‘bilen’ olarak bundan sonraki gelişmeleri takip edecektir.

Siyasette bir günün bile çok uzun olduğunu tecrübe eden kişiler, son günlerde yaşananları eğer bir “Gül-Erdoğan kavgası” olarak yorumluyorsa yanılacaklardır. Gül’ün Fazilet Partisi’nde yenilikçi hareketin lideri olduğunu ve sonrasında AK Parti’nin ilk başbakanı, ilk cumhurbaşkanı olduğunu unutuyoruz.

Siyasette uzun yıllar birlikte mücadele etmiş, “aynı dava uğruna yolu çıktık” diyerek AK Parti’yi kuran iki isim kolay kolay kavga etmez. Buna çalışanlara da fırsat vermez. Nitekim Abdullah Gül, Kütahya’da yaptığı açıklamada “Bugünkü şartlarda gelecek siyaset planımın olmadığının bilinmesini isterim” sözleriyle aslında önemli bir hamle yaptı.

Gül, yakın bir tarihte Başbakan Erdoğan ile Cumhurbaşkanlığı seçimlerini konuşacakları zirve öncesi böyle bir açıklama yaparak Başbakan’ın eli güçlendirdi. Yapılacak olan görüşme sonrası eğer Abdullah Gül bu yönde bir açıklama yaparak “Cumhurbaşkanı adayı Sn. Erdoğan’dır” diyecek olsaydı, bunun yorumları –özellikle muhalefet açısından- “Pazarlıklar tutmadı, anlaşamadılar, kardeşlik buraya kadarmış” şeklinde olabilirdi.

Bu iki isim arasında bugüne kadar -söylem farkı dışında- herhangi bir çatışmaya tanık olmadık. Dolayısıyla gerek Abdullah Gül’ün Erdoğan’a başbakanlığı devretmesi gerekse Erdoğan’ın Gül’e cumhurbaşkanlığını sunması nasıl problemsiz halledildiyse önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı adaylığı da öyle halledilecektir.

Bu dönemki tartışmaların birçoğu aslında Cumhurbaşkanını ilk defa halkın seçmesinden ve AK Parti’de üç dönem kuralının değişmemesinden kaynaklanıyor. 30 Mart Yerel Seçimleri sonrası yüzde 45’lik bir oy alan AK Parti, Başbakan Erdoğan’a Çankaya vizesinin verildiğine inanıyor. Durum böyle olunca artık Cumhurbaşkanlığında Erdoğan’ı görmek istiyor.

Başbakan da son zamanlarda yaptığı açıklamalarda Cumhurbaşkanlığını istediğini beyan etti. Öyle ki “Köşk’e çıktığım takdirde tüm yetkilerimi kullanırım” diyerek yarı başkanlık sinyali verdi. İşte asıl önem burada ortaya çıkıyor. Halkın yüzde 51 oranında oyu ile Çankaya’ya çıkan bir liderin bugünkü şartlardaki bir başbakanla aynı güce ve yetkiye sahip olmadığını bilen Gül, “Bugünkü şartlarda gelecek siyaset planım yok” dedi. Çünkü halkın seçeceği bir cumhurbaşkanı fiiliyatta yarı başkan demektir. Başbakan ise daha pasif konumda olacaktır. Bir nevi Cumhurbaşkanına entegre olarak siyaset yapacaktır.

Zaten AK Parti’nin Eş Genel başkanlığı yasal zemine oturtması da Çankaya’da başkanlık sonrası bir genel başkanın Başbakan olarak görev yapması, diğerinin de parti genel başkanı olması yönünde atılan adımlardan biridir. Eğer tüm bu hesaplar tutar ve Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanı adayı olursa, geriye “AK parti’nin başına kim geçecek ve 2015 seçimlerine kadar başbakanlığı kim üstlenecek?” sorusu kalıyor.

İşte burada Abdullah Gül, 2015 seçimlerine kadar bir ‘bilen’ olarak gelişmeleri dışarıdan takip edebilir. Sonrasında kongreye giderek genel başkanlık ve milletvekili olarak yeniden başbakanlığa gelir. 2015 seçimlerine kadar başbakanlık için ise Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan isimleri ön plana çıkacaktır.

.Gazete PDF:

http://olay-gazetesi.com/gazeteler/20140424gazete.pdf

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir