Gözlerinin içine bakamadığım Suriyeli kardeşim!

Sen Suriyeli kardeşim! Esed zulmüyle tanışırken daha 13 yaşında bir çocuktun. Aradan 7 yıl geçti ve sen evlendin, bir çocuk sahibi oldun. Türkiye’nin merhametine sığındın. İkinci bir çocuğa daha hamile kaldın. Belki gün yüzü gördüğün anlarda bunu sana çok görüp, senin ve yavrularının yaşamına son verdiler.

Size yapılan aşağılık katliamı duyduğumda tüylerim diken diken oldu. İnsana empati bile kurduramayacak kadar zalim ve vahşi bir katliama maruz kaldın. Haberi tam okuyamadım çünkü midem bulandı. Yüzlerine kusulacak şahsiyetsizler kıydılar sana. Söyleyeceklerim boğazıma düğümlenip kaldı. Vicdansızların vicdanlarına seslenmek istedim ama artık çok geçti. ‘Namussuzların dini, ırkı olmaz ki kardeşim’ dedim. ‘Ne söylesek kifayetsiz, acın dağlar kadar büyük ve ağır’ diye devam ettim. Söylenecek o kadar kelime vardı ki ama ‘Birkaç şerefsizin yüzünden eşinin ve evladının hayatını koruyamadık. Rabbim sana sabır versin’ diyebildim.

Sen Suriyeli kardeşim! Verdiğin cevap ile bir kez daha ‘Suriyeliler Sınır Dışı’ hastag’ı açanları yerin dibine soktun. Sen ki “Bu işe bulaşan suçluların yaptıkları Türk halkını hiçbir şekilde temsil etmiyor. Türk halkı bizim kardeş, Müslüman ve dost halkımızdır. Biz böyle düşünüyoruz ve böyle düşünmeye devam edeceğiz. Akrabalarıma tecavüz olayını söylemeyin, kaza geçirdiklerini söyleyin” dedin ya bir kez daha yerin dibine soktun zalimleri.

Sen Suriyeli kardeşim! Çocuğunu ve eşini dost ve kardeş ülke bildiğin Türkiye’ye emanet etmiştin. Onların canını kurtarmak için savaş halinde olan vatanını terk edip bize sığınmıştın. Sen Suriyeli kardeşim! Acının her ilmeğinden sıyrılarak gelmiştin benim ülkeme. Sen kahpe kurşunların hedefinden çıkarak sığınmıştın merhametimize. Sen namusunla çalışıp evine helal lokma götürmüştün.

Ancak benim ülkemde seni hedef gösteren sosyal medya bozuntularını gördün, seni sınır dışı etmekten bahseden siyasetçileri işittin, hatta sana yaşam hakkı tanımak istemeyen vicdansızlarla aynı havayı soludun. Siyasi rant, iğrenç bir popülizm ve kişisel çıkarlar uğruna ötekileştirildin.

Sen gencecik eşini, on aylık bebeğini ve dünyaya merhaba demek üzere olan göz aydınlığını bize emanet etmiştin. Esed’in kahpe kurşunlarından kaçıp Türkiye’nin şefkatine sığınmıştın.  Sizleri hedef gösteren benim ülkemin faşistleri, elitleri, sanatçı bozuntuları, gazeteci kılıklıları, siyasetçi kalıntıları ve sana bu acıyı yaşatan namus ve şeref yoksunları emanetine ihanet etti.

Biliyorum ki bu vahşeti kendi içimizden çıkarttık. Sana yaşatılan bu acıyı kendi ellerimizle hazırladık. Ne yazık ki bizler, merhametimize ve vicdanımıza sığınan sizlerin katili olduk. Bizler senin emanetlerinin namazını kılarken aynı zamanda ülkemizin yaşatmış olduğu en büyük vahşetin de tanığı olduk. Zulümden kaçan Emani Al Rahmun ve Halaf’ın zalimi olduk.

Sen Suriyeli kardeşim! Beyazlar içinde yerleştirildiniz kamyonetin kasasına. Reyhanlı, Cilvegöz derken Halep’e vardınız. “Mülteci olanın, sıkıntı çekenin bu kadar çocuk yapmaya hakkı yok, plajlarda gezmeye hakkı yok, benim vatandaşım işsizken onun çalışmaya hakkı yok” diyorlardı size… Gözlerinin içine bakamadığım Suriyeli kardeşim! Biri kucağında, diğeri karnında olan iki bebeğini de alıp ülkene, cennetine döndün. Geçici koruma kimliklerimiz sizi korumaya yetmedi. Omuzlarımıza bıraktığın ağır yük ile yüzleşmeye cesaretimiz yok biliyoruz. Size bu zulmü reva görenleri bizler de lanetliyoruz. 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir