Gömleğin yakasını bırakın artık!

CHP Olağan Kongresi’nde Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘halka yakın olmak’ adına sıkça vurguladığı konuşması ve eksik kalan vaatlerinden ziyade, giydiği gömlek kıyameti kopardı.

Kongre’yle başlayıp Twitter’la devam eden ‘Etro’ marka gömlek polemiğinden gına geldi arık. Kongre’de kravat takmadığı için eleştirilen Kılıçdaroğlu, bu kez de taktığı kravat markası nedeniyle eleştiri oklarının hedefi oldu. Kravat markasının ‘Pierre Cardin’ olduğu ortaya çıkınca ‘halkçı Kemal’ gitti ‘lüksçü Kemal’ geldi. Bu kravatların fiyatı 100 lirayı bulabiliyormuş. Bulsun arkadaş! Gömleğin yakasını bırakın artık. Giyim kuşam zamanı değildir.

Bugüne kadar usulsüzlük yapmamış(!), 14 yaşındaki oğlunu usulsüz şekilde sigortalatmamış(!), torununu 10 aylıkken sigortalı yaptırmamış(!), SSK’yı zarara sokmamış …(!) Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu kadar icraatı varken manşetler gömleğe mi kaldı?

Çıktı, Ecevitçe konuştu. Birileri ‘konuş’ demiş, konuştu, ‘giy’ demiş, o da giymiş. Zaten hep birileri ‘yap’ diyecek, o da yapacak!

Bir zamanlar, “Başbakan Erdoğan, aradı taradı kendine şepşelik ustası bir terzi buldu.” haberleriyle polemik oluşturmuşlardı. Şimdi ne oldu? Başbakan Erdoğan’ın vaatlerine de baktığımızda “biz halkız” mesajı çıkıyor.

Tarafsızlık adına Erdoğan’ın kıyafetlerinde kullanmış olduğu markaları da yazalım. ‘Sarar’ firması kendi markalarının yanı sıra bir de, Sarar’la birlikte, “RTE” markasını yazmışlardı. 2003’te bu haber çokça gündeme gelmişti. Bu markaların yanı sıra Remzi Gür’e ait‘Ramsey, Fransız markası Daniel Hechter, Altınyıldız, Yünsa, İngiliz Dormeuil ve İtalyan marka gibi çeşitli tercihler kullanıyor. Bunlar her ne kadar Kılıçdaroğlu’nunki kadar pahalı olmasa da yazıldı, çizildi; ancak hiçbir şey elde edilemedi.

Diyeceğim odur ki, ne Başbakan’ın kıyafetinin markasından ne de Kılıçdaroğlu’nun ‘gömleği ve kravatından bir yarar elde edilemez. Ha, diyeceksiniz ki “kardeşim bu adam hem halka yakınım diyor hem de asgari ücret değerinde bir gömlek giyiyor, bunu eleştirmeyecek miyiz?” Haklısınız, ama gömleği eleştirerek bir şey elde edilemez.

Hani, zenginin malı züğürdün çenesini yorar misali… Kılıçdaroğlu’nun giydiği de bizleri yormaktan başka bir işe yaramaz. Sonunda çıkar der ki “Bir gazeteciye hediye edeceğim.” Onu da götürüp (ya da özel kurye ile gönderip) CHP kongresinde başköşede oturan, ‘tarafsız gazeteci’ Uğur Dündar’a verir. Adını da “hediye ettim” koyar. İşte eleştirilecek nokta burasıdır. Gazetecilik etiği denen bir şey var.

Hatırlayalım… Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Katar ziyareti sırasında Katar Emiri El Tani’nin resmi heyette yer alan gazetecilere, iddialara göre, değeri 5 bin dolar olan birer saat hediye etmesi tartışmalara yol açmıştı. Hediye saatler medyada sansasyon oluşturmuştu. Bunun gazetecilik etiğine uygun olamayacağı söylendi. Birçok gazeteci aldığı saati geri vermek zorunda kalmıştı.

Habertürk Ankara Temsilcisi Taki Doğan, hediye saatlerin değeri 500-600 YTL(o zaman TL’ye geçilmemişti) civarında olduğunu açıklamıştı.(9 Şubat 2008) Ne tevafuktur ki, Kılıçdaroğlu’nun gömleği de 500 TL civarında. O gün, o ‘hediye saatleri’ rüşvet olarak değerlendirenler, bugün hem de bir siyasi parti genel başkanının bu ‘hediyesini’ neden o şekilde yorumlamıyorlar?

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay, konuyu şöyle değerlendirmişti: “Bu hediye olmaktan çıkmış, rüşvete dönüşmüştür. Rüşvet almak da vermek de suçtur, etik de değildir. Alanlar, basın mesleğine gölge düşürmüşlerdir…” (Hürriyet, 9 Şubat 2008)

Şimdi soruyorum:

1-     2008’de ‘hediye olarak’ verildiği iddia edilen saatler etik değildi de, şimdiki gömlek mi etik?

2-     O dönem değeri 500-600 YTL olarak açıklanan saatin, bugünkü 500 TL değerindeki gömlekten ne farkı vardı?

3-  “Hediyeyi kabul etmek, devamında o kişiye biat etmeyi getirir.”diyen ÇGD Genel Başkanı Abakay, bugünkü hediyenin sonrasında ‘böyle bir şey söz konusu olamaz’ mı diyecek?

Şimdi bırakın Kılıçdaroğlu’nun giydiğini gömleği, taktığı kravatı da; ne yaptığına bakın. Ve bunları yazın, çizin.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir