Gemideki ‘cennet ve cehennem’ anları

31 Mayıs sabahı uyandığımız saldırı haberlerinin canlı tanığı, “Rotamız Filistin, yükümüz insani yardım” sloganıyla yola çıkan Mavi Marmara gemisindeki Filistin gönüllülerinden Recep Vidin, yaşadıklarını “o gemi cennetimdi ve cennetin cehenneme dönüştüğü andı” diye ifade ediyor.

Her milletten Filistin gönüllüsünün yer aldığı Mavi Marmara gemisine kafayı takanları dünkü yazımda kaleme almıştım. Bugün bu köşeden okuyacaklarınız o dehşet dakikalarını gözler önüne serecek. O gemiye kafayı takanlar bir kez daha düşünmeliler, anlamalılar. Ve insanların ‘robot İsrail askerleriyle’ nasıl karşı karşıya kaldıklarını anlayacaklar.

Mavi Marmara gemisinde yer alan insanları “Erdemli Batılılar da vardı yanımızda. Her dilden marş, ilahi söyleniyordu. Birlikte namaz kılınıp, dualar ediliyordu. 9 gemilik bir katılım olacaktı; fakat 6 gemi gidebildik. Bazı gemiler gizli güçler tarafından ayak sürdürülerek engellendi.”diyerek erdem vurgusu yapan Vidin’in bu sözleri, bizdeki ‘erdem sahibi(!)’ insanlara birer mesaj niteliği taşıyor. Bu söylenenler insanlık vicdanını uyandırmaya yöneliktir.

Gemideki müthiş bir donanım olduğuna dikkat çeken Vidin,  “Üç frekans vardı. Bu frekanslardan haber geçiliyordu. Baskına uğrayacağımızı anlayınca, kanaat önderlerimizi öne çıkararak, dünyaya mesaj vermek istedik.” diyor. Mukaddes bedenleriyle şehit olanlar ve gaziler… Buraya kadar olanlar ‘cennet anlarıydı.’

***

Bundan sonra o ‘cehennem anlar’ başlıyor…

Sabah namazına toplandıkları esnada gemiye doğru ışıkların yaklaştığını fark ediyorlar. Secdeye vardıktan sonra ‘Allahu Ekber’ sesleri yükseliyor, uyarı yapılıyor. Yanlarına yaklaşmaya başlayan İsrail askerlerine karşı herkes yerini alıyor.

‘Dünyanın karizmatik güçlerinden biri’ olarak anılan İsrail askerleriyle karşı karşıya kalan Filistin gönüllüleri, gemideki malzemelerle (yangın hortumları, şişeler, zincirler, sopalar, tüketilen gıda kapları vb.) kendilerini savunmaya çalışıyorlar. Sat komandoları gemiye hem sağdan hem de soldan saldırıyorlar. 35-40 dakika mücadele ediliyor. Sat komandoları bu süre içerisinde gemiye çıkamıyorlar. Bundan sonrasını Sayın Vidin’den dinleyelim…

“Gemiye tırmanınca helikopterler geldi, tepeden inmeye başladılar. Çok sayıdaydılar. İnenlerin paçalarından tutup etkisiz hale getirdik. 3 askeri teslim aldık. Askerler ağlıyorlardı, titriyorlardı. 4. Askeri de teslim alınca, bizden bir bebeği rehin aldılar, ona karşılık askerin birini iade ettik ve bebeği aldık. Bu aşamada plastik mermiler atılıyor. Güle oynaya askerlerin üzerine gidiyoruz. Bundan sonra gerçek mermiler atılmaya başladı.”

İşte iman gücü ve başarıyı ifade eden kelimelerdi bunlar. Yaklaşık 35- 40 dakika onlarla mücadele ediliyor. İsrail ordusunun çok güçlü bir tesir bıraktığını söyleyen Revcep Vidin, yaşananları anlatmaya devam ediyor: “Elbiseleri çok sayıda mühimmatla doluydu. Sadece ağızları ve gözleri görünüyordu. Yapılan her türlü zulme karşı inancımızı yitirmedik ve onları hortumlarla denize döktük.”

5-6 dakika içinde 4 kişi mukaddes bedenleriyle şehit oluyor ve onlarca da yaralı… Bu sahneyi anlatırken dayanamayıp ağlayan Vidin, sözlerine şöyle devam ediyor: “Daha fazla şehit vermemek için Bülent Yıldırım (İHH Başkanı) gömleğini çıkararak teslim olduğumuzu söyledi. Çekildiğimiz sırada hem kendi askerlerini teslim ettik hem de şehitlerimize Kur’an okumaya başladık.”  İsrail askerlerinin gemiyi ele geçirmesiyle gün ağarmaya başlıyor, İsrail limanına doğru yola çıkılıyor.

Siyonist zulmüyle tutuklamalarını gerçekleştiren İsrail askerleri vahşice bağırarak, çok sıkı bir aramadan geçiriyor tutukluları. İnsanların ellerini plastik kelepçelerle sıkıca bağlayarak, diz çökertip, denizden aldıkları sularla işkence yapıyorlar onlara.

Elleri bağlı Filistin dostlarından korkan askerler, parmakları tetikte bekliyorlar. Özellikle gençlere çok işkence yaparak akıllarınca ‘güçlerini’ göstermeye çalıştılar. Tuvalete bile elleri açık gitmelerine izin verilmeyen vahşetin sahipleridir İsrailli askerler. Gazzeli çocuklara alınan hediyeleri yerle bir edecek kadar vicdan muhasebesinden yoksunlardır.

Bir papazın, Müslümanlarla saf tutmasına müdahale edecek kadar kana susamış korsanlardır. Gönüllüleri suçlu çıkarmak için hazırlanan tezgâhtaki sorular ve imzalatılmak istenen forumlar, İsrail’in boynundaki katillik belgesidir.

İsrail’in ‘gücünü’ gösteren kapıları kilitli zırhlı araçlarla, soğuk bir ortam içinde, dar koltuklarda oturtarak, silahlı askerler eşliğinde, Filistin dostlarını hapishanelere götürüyorlar.

4’er kişilik hücreler, korkunç ses yankılarıyla oluşturulmuş ‘sistemli’ hapishane yaparak Filistinli masumlara zulmetmeyi dünyadan gizliyorlardı. İşte şimdi bunların hepsi deşifre oldu. İnsanların bütün iletişim olanaklarına ambargo koyan İsrail, hiçbir iletişim malzemesi bırakmıyordu.

Türkiye’nin hem diplomatik çabaları hem de sivil toplum kuruluşlarının destekleriyle bu ‘cennet ve cehennem anlarını’ yaşayan vatandaşlarımız tüm mücadeleleriyle dünyanın gündeminde Filistin’in sesi oldular. Türkiye’den giden Milletvekillerinin Başbakan’ın talimatına uyarak tüm vatandaşlarımızı, 14 saatlik beklemenin ardından almalarıyla elde edilen bir zaferin öyküsünü yazdık. Bunları okuyunca şunu deme hakkımız doğuyor herhalde: herkes yaptığı açıklamaya ve yazdığı yazıya dikkat etmelidir.

Biz yazdık, sizler de okuyacaksınız; ama o anları yaşayanları da unutmayacağız…

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir