Geçen yıldan kalan bir yazı

Memur ve öğrenci kenti olarak bilinen ama işçi ve işsizlerin unutulduğu Ankara’da, 2010 yılının son günlerinde Milli Piyango bileti alarak gelecek adına “şans” arayıp, ‘umutlarını yeşertmek’ isteyenlerle konuşmak üzere Kızılay’da röportaj yapıyorum…

Ne kadar çıkacağından çok, ‘çıkan para ile neler yapabilirim’ düşüncesinin hâkim olduğu günlerden birini, 30 Aralık Perşembe’yi yaşıyoruz. Çoğu insanda tatlı bir telaş gözleniyor. Bir tarafta yılbaşı hazırlığına devam edenler var; diğer tarafta ise bu hazırlığı bitirip, 31 Aralık gecesini ‘sabırsızlıkla’ bekleyenler…

Kolej’den Ziya Gökalp Caddesi’ne doğru ilerleyerek röportajımızı gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Ankara’nın yüzleri çatlatan ayazında, lacivert gökyüzünün koyu bulutları altında yürüyorum. Z. Gökalp Caddesi boyunca ilerlerken yanımdan çok sayıda öğrencinin, amirin, memurun, işçinin, işsizin gelip geçtiğini görüyorum. Caddenin hafif yokuşunu tırmanarak, yaşlı insanların yorgun hallerine bakıp mola veriyor sanki hayat. Bense eski bir dostu gönderir gibi uzaklaşan bulutlara el sallıyorum.

Bu bulutların bir gelin gibi mağrur, bir çocuk gibi temiz, birer yağmur damlaları olarak geri döneceğini tahmin ederek ilerliyorum… İnsana saygının kalmadığı, araçların birbiriyle yarıştığı caddelerde, yaşlı ve sakat insanların çaresizliğini içim burkularak izliyorum. Zaman, son sürat akıp giderken, ‘böyle hareketli bir günde yavaşlamak olur mu’ diyorum.

Çıtır çıtır taze simitlerin kokusunu hissedip, yanı başımızdaki yırtık elbisesi ve elindeki karton kutuyla dolaşan dilencinin utangaçlığını ufak sadakalarla geçiştiriyoruz. Sakarya Caddesi’ne vardığımda, az ileride “Bir kişiye 35 trilyon, bol şans!” yazılı bilet tezgâhları dikkat çekiyor. Gelin otomobili gibi süslenen binaların yanı sıra her caddede, her sokakta varlığını hissettiren yeni yıla ‘kusursuz hizmet seferberliği’ başlatılmış adeta!

Büyük şehrin ‘güçsüzler’ için tam bir çaresizlik haline geldiği anlardan birini yaşıyoruz… Amir, memur, esnaf, sanatkâr, öğrenci, işçi hemen herkesimden vatandaş, Milli Piyango bileti alma gayretinde. Belediye çalışanları görevlerini yaparak yeni yılda tertemiz bir Ankara sunmaya çalışıyor. Kalabalığın arasında kaybolan biletçilere yaklaşıp kendileriyle röportaj yapmak istediğimi söylerken, bazıları bir anda çatık kaşlı ve asık suratlı oluveriyor karşımda.

Çok gezip, az konuştuğumuz Kızılay çevresindeki röportajımıza Selanik 1 Sokak’ta, çiçekçilerin nefis kokulu mekânlarına komşu olmuş biletçilerle devam ediyoruz. Mosmor kesilmiş yanakları ve dağınık saçlarını giydiği şapkayla gizlemeye çalışan hanımefendiye yaklaşıyorum. Balıkçıların ve çiçekçilerin arasında kalmış bilet satmakta zorlanan 2 çocuk annesi,  müşteri yoğunluğundan dolayı sorularımıza sağlıklı cevap veremiyor.

Çiçeklerin kokusunu bastıran balıkçı dükkânlarından uzaklaşarak ayakta ve soğukta durmaktan titreyen elleri, kekeleyen dilleri ile vatandaşlara bilet satmaya çalışıyor biletçiler. “Ankara-İstanbul Biletleri” yazan standa doğru yaklaştığımda ise bir fotoğraf dikkatimi çekiyor. Özgür isimli beyefendiye yaklaşıp soruyorum ‘Bu resimler de işin garantisi mi?” diye. Özgür Bey, gülerek ve bir yandan da elindeki çayı yudumlayıp cevap veriyor: “100 Bin lira büyük ikramiye kazandıran Nimet Abla’nın fotoğrafı bu.” Fotoğraf hakkında bilgi veren Özgür Bey’den bu defa da satmaya çalıştıkları biletlerin tarihi hakkında bilgi alıyorum. Siyah kotlu ve kısa botlu Özgür Bey, “baba mesleği”ni devam ettiriyormuş meğerse. Babası da Özgür Bey’in dedesinin mesleğini devam ettirmiş yıllarca.

İşte böyle bir günde bilet alan öğretmen-öğrenci, çalışan-emekli, işçi-işsiz birçok vatandaşın mesajında “Daha iyi bir hayat yaşamak” vardı. Öğrencilerin bazıları yurtdışında bir üniversite okumayı düşünürken bir kısmı da Ankara’da iyi bir üniversite kazanmak çabasında. ‘40 yıl hamallık yapan’ Cahit amca da sıcak bir yuva özlemi ve yılların izini taşıyan elleri ile bilet alıyordu. Olağanüstü anlamlar yüklenen yılbaşı böyle bekleniyordu Ankara’da.

Yeni yılı yeni umutlarla bekleyen amiri, memuru, işçisi, işsizi, öğrencisi, öğretmeni birçok vatandaş; yılbaşı gecesi konacak olan ‘talih kuşu’yla hayallerindeki geleceği düşleyecekti. Kimisi de hayallerini başka bir yıla saklamak zorunda kalacaktı. Öyle de oldu. 35 Milyon’luk ‘Büyük İkramiye’ İstanbul ve Adana’ya çıktı. Böylece yeni ‘şans’lar 2012’ye kaldı.

Unutulanlar: O akşam sevinenler büyük ikramiyeyi kazananlar değil, sevdiklerine birkaç ekmek götürüp, onların karınlarını sıcacık bir çorba ile doyuranlar olacaktı belki de.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir