Filistin’in minik bedenleri…

“Rotamız Filistin, Yükümüz İnsani Yardım” diyerek, Filistinli masum yavrulara, çaresiz kadınlara, esir düşmüş erkeklere yardım kampanyası kapsamında hazırlanan gemiler yola çıktı. Allah adına, Filistin adına aynı hedef ve bilinci ortaya koyarak büyük bir birliktelik örneği gösteren bu insanlar, Filistinli minik bedenlere, masum yüzlere ulaşma gayretindeler. Yolunuz açık olsun…

***

Bu yazıyı kaleme aldığımda, Ankara’da havaların soğuk olduğu, şimşeklerin çaktığı, gök gürültüsünün yankılandığı bir hava vardı. O günlere, Ortadoğu’yu kasıp kavuran ‘sıcaklara’ yolcuk ediyorum bir an. Gazze’de yaşananlar, meteorolojinin uyarılarını devre dışı bırakıyordu! Ortadoğu’da öyle bir ‘sıcaklık’ vardı ki dokunduğunu kavuruyor, dokunamadığını ise başka bir güne erteliyordu.

Bugün aklımda onlarca soru ve soru işareti vardı içinden çıkması zor olan. Gazze’de yaşananları hatırladıkça tüylerim diken diken oluyor! Gündüz hep bu sorularla meşgul olurken, gecenin bana rahatlık getireceğini düşünmüştüm! Akşam olduğunda, sıcacık çorbayı yudumlarken ellerim titremeye, gözlerim yaşarmaya başladı. Kısa bir süre içinde o günkü yaşananlar gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçip gitti.

Dünyada neler oluyordu diye düşündüm o an. Artık doymuştum, doymak ne kelime yediklerim boğazıma düğümlenmişti. Hani o gün yaşananlar kimilerine göre bir Amerikan filmlerini andırsa da, gerçek hiç de öyle değildi. İsrail vururken, katil İsrailliler elerinde çekirdek yığını –sanki maç izliyorlarmış gibi- yaşanan bu insanlık dışı dramı seyre durmuşlardı. Katil İsrailliler bunun fakında bile değillerdi(!)

Dünyada olup biten neydi? Gazze 3 yıldır abluka altında. Ya direnecekler ya da diz çöküp, teslim olacaklar! İsrail vurmaktan; Filistin, Gazze ise minicik bedenlerini toprağa vermekten bıkmıyordu! Bugün de direnmeye devam ediyorlar. Gazze’nin gecesinde, gündüzünde ölüm var! Gece top sesleri, gündüz acı acı çalan sirenler, şehitlere yetişemeyen ambulanslar…

Hani şehit olanların o fotoğrafları, yüzlerinde kan donanlar ve beyaz kefenlere bürünmüş günahsız bembeyaz yavrular yok muydu? İşte o fotoğraflar Filistin değil de başka bir Batı ülkesinde olsaydı bu ülkeler böyle sessiz kalırlar mıydı? Ancak şunu bilmiyorlar ki, sessiz kalmak Gayretullaha dokunur. Belki de bir çıkar olsaydı bu kutsal topraklarda da, o ülkeler bu kadar sessiz kalmazlardı.

Gazze’den gelen her fotoğraf, seyredilen her video yürekleri paramparça ediyordu. Parçalanan yürekler çaresizlikle savaşıyor. Adını katliam koyduğumuz bu insanlık dışı vahşete hangi yürek dayanabilirdi ki? Artık uyusam diyorum ama uyuyamıyordum. Her zaman uyuduğum yatak buz kesilmiş, pencereden püfür püfür öfke rüzgârları esiyor, duvarlar gece karanlığında üzerime üzerime yürüyordu. Şimşekler, Siyonist bombalarını susturmakta kararlıydı. Yastığım taş misali sert, yorganım toprak misali sessizdi. Gözlerimi kapamaya çalışmıştım, ama ne fayda, açmak istesem de açamıyordum.

Gazze’nin masum bebekleri, küçücük çocukları gözlerimin önünden bir an olsun ayrılmıyorlardı. Günlerce onların cennet fotoğraflarına yüreğimiz parçalanarak baktık. Yüreğimiz daraldı, sıkıştı, çaresiz kaldık. O minik yavruların dağınık saçları, ecel rüzgârında dalgalanır gibi karşımızda duruyordu! Hani o bakışlar yok muydu, sanki yaşar gibi bakan donuk gözler, anlatmaya çalışırcasına bakan çaresizlik ifadeleri. Bir an anlamaya çalışayım diyorum ama kelimeler kifayetsiz kalıyordu…

***

 Neler mi fısıldıyorlardı bizlere, neler mi istiyorlardı bizlerden? “Şu vahşet dursun, insanlık susmasın” diyorlardı galiba! Gözlerimi hâlâ açamıyorum, yüzleri ne güzeldi o masum yavruların! Ölümün izleri tutunmuştu gözlerine, yanaklarına… Yüzlerinde donan kanlar şahitlik ediyordu âdeta. Bize nasıl bakıyorlardı öyle? Birçoğumuz şunu sorabildik; ne diyorsunuz katılaşmış, pas tutmuş, körelmiş vicdanlara?

Anneleriniz size doyamadan, babalarınız sizi koklayamadan, nasılda kayıp gittiniz ellerinden… Giderken o kadar masundunuz ki, yüreklere kor düşürdünüz. En zoru da giderken bütün insanları içinden çıkılmaz sorulara boğdunuz.

Çözemediğim o kadar soru var ki, kime sorup, kimden cevap alayım? Cesetler savrulmuş meydanlara, Gazze bir mülteci barınağı. Üç günde 300 ölü, binlerce yaralı haberi. Kadın-erkek, çoluk-çocuk, genç-yaşlı… Üzerlerine bomba yağıyor, dünya sessizdi, tıpkı Bosna’da, Çeçenistan’da, Irak’ta aylarca yaşanan utanç verici sessizlik gibi. Ekranlar ölüm tarlası, kulaklarda siren sesleri, hafızalarda ise bir babanın ölüm anındaki Kelime-i Şehadet nidası…

Nasıl uyuduk o gece, uyuyabildik mi? Gecenin zifiri karanlığında kulaklarımda hep o masum insanların çığlığı yankılanıp durdu saatlerce. Geçtim bilgisayarımın başına, yazdım, yazmaya çalıştım o günü. İsrail vuruyordu ve dünya susuyordu! O gün susanlar “yarın” nasıl “konuşacaklardı?”

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir