Evet-hayır yarışması

TBMM’de günlerce tartışılan Anayasa Değişiklik Paketi, Meclis’ten geçtikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne uğramak zorunda kaldı. CHP’nin ısrarlarına dayanamayıp değişiklik maddelerini şekilden girip, esastan inceleyen Anayasa Mahkemesi bu defa CHP’yi memnun edemedi.

Anayasa Mahkemesi’nin 7 Temmuz akşamı verdiği kararla CHP, HSYK, Yargıtay, Danıştay, TÜSİAD ve birçok kurum şoke olmuştu. AK Parti ise, hem sevindi hem üzüldü. Verilen kararda, CHP haklı görülmemişti. O nedenle bundan sonra  ‘isyan bayrağı’ açmaya karar verip “Hayır’da hayır var” sloganını ürettiler. Düzenlenen yeni Anayasa paketinin 12 Eylül’de Referandum’dan ‘hayır’ oyuyla dönmesi için, ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar.

Referandum’dan sonra ortaya çıkan sonuç, 12 Eylül rejimiyle ve o rejimin sağladığı avantajlarla kimlerin sorunu olduğunu ortaya koyacaktır. Darbeye karşı olan ve “sadece iki madde (HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısı) çıkartılsın, referanduma gerek kalmadan destek vereceğiz” diyen CHP,   yarın milleti ‘hayır’ oy’una davet ederken bu sözle karşı karşıya kalmayacak mı? Kalırsa ne yapacak? Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir mucizesi olur herhalde. Şunu der: “O, Sayın Baykal’ın görüşüdür, beni ilgilendirmez.” Bu açıklamaları CHP kanadında sıkça duyar olduk. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına partisinin Milletvekili Necla Arat, “O, Genel Başkan’ın görüşüdür” diyordu.

İşte bu görüş ayrılığı sadece partilerde değil; medyada da var. Medya da bu süreçte ikiye bölündü: bir tarafta ‘evet’ diyenler; diğer tarafta ‘hayır’ diyenler cephesi oluştu.

‘Evet’ diyenler; bireysel özgürlükleri, HSYK’nın yapısındaki değişiklikleri, Anayasa Mahkemesi’ne atanan üyelerin ‘mezara kadar’ orada kalmamaları için yapılan yeni düzenlemede, 12 yıl sınırlamasını, memurlara toplu sözleşme hakkının getirilmesini, askere, 12 Eylülcülere sivil yargı yolunun açılması, özel hayatın gizliliği ilkesini… destekliyorlar.

‘Hayır’ diyenler ise; memur sendikalarının kalkacağını, askere yargı yolunun açılmasının vatandaşı ne ilgilendirdiğini, HSYK’ya AK Parti kadrosunun yerleşeceğini, özel hayatın olmayacağını, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı getirilerek, oranın yıpratılacağını, memurlara verilen toplu iş sözleşmesi sonucundan kaynaklanacak olan grev hakkıyla polislerin, askerlerin, gümrük görevlilerinin buna uydurulamayacağı, ‘AK Parti’yi ipten kurtaracak AK Parti Anayasası’ olarak gördüklerini savunuyorlar.

Durum böyle olunca ‘evet’ ‘hayır’ yarışması kaçınılmazdır. Gazeteciler de oylarının rengini bir bir açıklamaya başladılar. Nihat Genç gibileri çıkıp şunları yazarak milletin kafasını bulandırmaya gayret gösteriyor: “Sevgili halkım, yazarları subayları hepsi içerde, dışarıda birkaç kişi kaldı, artık sıra sizde, köy köy kasaba kasaba toplayacaklar, ‘evet’ diyenler asla abartmıyorum kızlarını ‘bisiklete’ dahi bindiremeyecek (…)bizimkiler ‘…tümüze liberal yazarları sokuyor’...”

Can Ataklı, Ahmet Hakan, Mehmet Yakup Yılmaz gibi gazeteciler de iktidarı destekleyenlere sesleniyorlar: “yakında özgürlüğünüz kalmayacak.” Bu cümleyi bir başka şekilde, tehdit olarak da okuyabilirsiniz. Referandumu destekleyen gazetecilerden; Emre Aköz, Ekrem Dumanlı, Engin Ardıç ve birçok kişi de ‘değişiklik yetmez ama evet’ diyorlar.

TV’lerde boy gösteren değerli gazetecilerimiz, yorumcularımız yaptıkları programlarla izleyicilerin kafasını karıştırmaktan başka bir şey yapmıyorlar! Yargıdaki değişikliği asgari ücretle ilişkilendirmek, referandumu sulandırmaktan başka nedir soruyorum?

Vatandaş şunları bilmiyor: “Evet veya hayır diyeceğiz ama... Neye evet, neye hayır?” Vatandaşa bu değişikliğin neye yaradığı, kimin için düzenlemeler yapıldığı, vatandaş bundan nasıl faydalanabilir… bunları anlatan yok. İki cephe oluşmuş, ‘evet, hayır’ yarışması oynanıyor. ‘Evet’leri savunanlar bunun faydasını; ‘hayır’ları savunanlar da bunun zararını anlatmalıdır. Bunları anlatırken, vicdanlarını cüzdanlarına koymamalıdırlar. AK Parti için bu son şans olabileceği gibi, Kılıçdaroğlu için de ilk ve son şans olabilir.

Eğer AK Parti, yapılan değişiklikleri halka anlatmak yerine, muhalefete sataşırsa baştan kaybeder. Çünkü muhalefet kafaya koymuş “bu değişiklik yurttaşımın asgari ücretine ne fayda sağlayacak, askere açılan yargı yolundan onlara ne” gibi içi boş laflarla vatandaşın kafasını karıştıracaktır. Dolayısıyla, bu durumda sadece referandum değil, kaybedilen çok şey olur. Demokrasi yolunda atılan adımların sekteye uğraması ve bir daha değiştirilmesi imkânsız hale gelen bir Anayasa ile karşı karşıya kalırsınız. Hele bir de 12 Eylülcüleri yargılayamazsanız o zaman iş daha da kötü olur. Artık, dilden düşmesizsiniz.

Unutulanlar: Herkes, neye ‘evet’ neye ‘hayır’ dediğini bilmelidir. Yoksa bunun adı ‘evet-hayır’ yarışması olur. Bu durumda da ortaya şu çıkar: Bunu bir zamanlar Erkan Yolaç yapıyordu zaten. Yenisine ne gerek vardı.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir