Ermeni meselesine bir de buradan bakanız

Başbakan Erdoğan’ın 23 Nisan’da yayımladığı mesaj ile gündeme tekrar oturan Ermeni Meselesi konusunda herkesin yazacakları, söyleyecekleri vardır. Hiç şüphesiz o dönem yaşanan zulümleri en çok hissedenlerden biri de Irgatoğulları ailesidir.

Kişisel ve ailesel meseleler üzerine yazı yazmamaya dikkat ederim. Ancak bu konuda yaşananlar bir aile meselesi olmaktan çıkıp adeta Türk toplumunun meselesi haline gelmiştir. Her yıl nisan ayında ısıtılarak önümüze konan Ermeni Meselesinde -ne yazık ki Avrupa ve Amerika’nın da desteğini alan Ermeniler- Sözde Ermeni Soykırımını kabul ettirme çabasını sürdürüyor.

Ancak Türk siyasi tarihi açısından Başbakan’ın açıklaması ezberleri bozdu. Kamuoyunda “Çok cesur adım” yorumları yapıldı. Sonuç itibariyle en büyük zulmü çeken Türkler, yine bir erdemlilik göstererek Ermenilerin acısını paylaşmış oldu.

Şimdi dilerseniz bu meselenin biraz tarihsel sürecinden bahsederek asıl konunun acıklı örneğine geçelim. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile başlayan olaylar, Rusya’nın da en büyük desteği ile tam bir zulme dönüştü. Acı tablolar yaşandı: “Rus ve Ermeni kuvvetleri, şehrin (Kars) dörtte üçünü yakıp yıktılar. 15 kişiyi öldürdüler. 60 bin kişilik Kars nüfusu, katliam ve kaçmadan dolayı 10 bine düştü. (Yunus Zeyrek, Bu Dosyayı Kaldırıyorum. s.18)

Osmanlı ülkesinde ilk planlı Ermeni ayaklanması 1890 yılı Haziran’ında Erzurum’da meydana geldi. Camilerde insanlar diri diri yakıldı. Hemen her devirde yönetimi altında bulundukları devletin düşmanlarıyla iş birliği yapan Ermeniler, bu özellikleri ile yine dikkat çekmişti. Bu tür unsurların bertaraf edilmesi için 27 Mayıs 1915’te çıkarılan sevkiyat kanunu, bu unsurların başka yerlere naklini emrediyordu. İşte kıyameti koparılan Tehcir Kanunu budur.

Mazlum gösterilen Ermeniler, Alman Subayı Otto Fencher’in anılarında şöyle anlatılıyor:  “Bir akşam 3 Ermeni’nin bir Türk kızına sataştıklarını gördüm. Kızın feryadı üzerine Ermenilerden biri, üzerinde taşıdığı bıçakla kızı hemen öldürdü… (Y.Z. Bu Dosyayı Kaldırıyorum s.53). Bu acı kareleri gözlerinizde canlandırırken bir başka noktaya geçelim.

1877-78’de Çıldır Kenarbel’den Göle’ye kadar yalnız Ardahan’da 40 bin kişi kıyıma uğradı. Bölge tamamen Rus-Ermeni insafsızlığına terk edilmiş durumdaydı. Irgatoğulları da Ağrı Tutak’a göç etmek zorunda kaldı. Deneyimli diplomatlardan Bilal N. Şimşir’in Ermeni Meselsi kitabında o dönemi (1914) şu şekilde anlatılıyor: “Rus orduları 1914 kışından Anadolu’ya karşı büyük taarruza başlarken, Kafkasya Müslüman kitlelerini de önlerine katarak yürüyorlardı. Müslüman halk Anadolu’ya doğru sürülürken eziliyor kırılıyordu.”

Şimdi bundan sonrasını Tutak Tarihi kitaplarının yazarı Arif Yılmaz’ın kaleminden okuyalım. Tutak’taki Hamidiye Alayı Komutanı olan Binbaşı Süleyman Bey, yerli işbirlikçilerin de desteği ile Ermenilere nasıl hedef gösterildi? “Hamidiye Alayları’ndan kaçan Ermeni Murat, Tutak’ta Irgatoğlu Süleyman Bey’e sığınır. Abdulmecid Bey, Süleyman Bey’den Murat’ı kendisine teslim etmesini ister. Süleyman Bey bu isteği reddeder… Bazı aileler bu olayı ‘Süleyman Bey, Ermeni Murat’ı Abulmecid Bey’e teslim etti, o da Murat’ı öldürdü’ şeklinde yayar… Amaç bu söylentinin Ermenilere işittirilmesidir. İstedikleri olur ve bu söylentiyi Ermeni çeteleri işitir.”

1914 yılında çıkan Sason İsyanı’nda yenilen Ermeni çeteleri, Rusya’ya kaçarken yol üzerinde olan Tutak’tan geçip (bu söylentiye inanarak) Irgatoğlu Süleyman Bey’in evinine baskın düzenleyecekler. Süleyman Bey’in 25 erkeğini ve kendisini esir alıp birlikte Rusya’ya gidecekler. Irgatoğlu Süleyman Bey ve ailesinin akıbetinden bir daha haber alınamayacak. Geriye ise 3 tane erkek çocuk kalır. Şimdi bir de buradan bakalım meseleye… Kim kime zulmetmiş?

Gazete PDF:

http://olay-gazetesi.com/gazeteler/20140507gazete.pdf

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir