“Emirleriniz peygamber buyruğudur paşam”

27 Mayıs sabahı, saat 04.30 civarında radyolarını açan insanların birçoğu hayal kırıklığına uğruyordu. Albay Alparslan Türkeş’in sesinden dinlenen “27 Mayıs bildirisi” ülkedeki darbenin en somut ifadelerden biriydi. Darbe nasıl oluşmuştu?

1944’te Amerikan derin yapılanmasının başlangıcı, 4 Aralık 1945’te Tan gazetesi baskını, 1946’da ‘çok partili hayata’ geçiş denemeleri, 1949’da NATO’ya başvuru,  1952-53 Özel Harp Dairesi’nin kurulması, 1957’de 27 Mayıs hareketinin başlaması, 17 Şubat 1959’da Menderes’in uçak kazası(!), darbe sonrası 7200 kişinin ordudan atılması…

Menderes’e yapılan işkenceler, işkencelerin boyutunun büyük olması ve Menderes’in bu işkenceler karşısında kendisini savunamaması… İşte bu yazdıklarımız 27 Mayıs Darbesi’nin hassas noktalarını ifade ediyor.

1945-46 ile ülkedeki taşlar yerinden oynamaya başlıyordu. Orduda yeni bir oluşum belirtilerinin olduğu biliniyordu. Bu süreçte DP’nin çok fazla etkili olamadığı, yapılan ‘açık oy, gizli tasnif’ sistemiyle seçimleri kaybetmesi gündemi meşgul etmişti.

1950’deki seçimlerde, müdahale niyetleri gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Çünkü Demokrat Parti, seçimleri kazanmıştı. 27 Mayıs aktörlerinden Talat Aydemir, 1956’da komiteyi kurduğunu söylediğinde, darbecilerden Muzaffer Özdağ “Bizler daha evvel komite kurmuştuk” diyerek, 1952’deki oluşum sinyallerini doğrulamış oluyordu.

1957’de DP, yüzde 47 oy alarak üçüncü kez seçimleri kazanmış oluyordu. Buna karşı CHP’nin sert muhalefeti başlıyordu. 1960’larda ‘555K’ (5 Mayıs saat 5’te) kod adıyla Ankara Kızılay’da gerçekleşecek olan öğrenci eylemleri, 27 Mayıs’ın ayak seslerini oluşturmuştu. Bu eylemi CHP Gençlik Kolları ve DP karşıtı öğrenci grupları gerçekleştirecektir. 28 ve 29 Nisan günleri İstanbul ve Ankara’da yapılan öğrenci hareketleriyle darbeye zemin hazırlanmıştı.

Darbenin lideri ve Milli Birlik Komitesi Başkanı Org. Cemal Gürsel kılavuzluğunda darbe hazırlıkları yapılmıştı. Tabii, her şey darbe yapmakla kalmayacaktı. Darbenin ‘meşruiyetini’ sağlamak için bir de hukuki çalışma yapılarak, geçici bir anayasa hazırlandı. Bunlar da darbenin hukukçu aktörleriydiler. Bu aktörler bir anayasa hazırlayarak, “Bugün içinde bulunduğumuz durumu adi ve siyasi bir hükümet darbesi saymak doğru değildir.” Cümleleriyle meşrulaştırıyorlardı. (27 Mayıs Sözlüğü, Aksiyon, Mayıs, 2010, sayı:807, s.31)

Bu süreçte sessiz kalan İsmet İnönü ise, CHP’nin iktidar olacağına inanmış ve “darbe yapmanın yersiz olduğunu” söylemiştir. İnönü, bu söylemiyle darbe yapılmasını birkaç kez önlemişti. Aynı İnönü, şunları da söylemeyi ihmal etmemiştir: “Arkadaşlar! Şartlar tamam olduğu zaman, milletler için ihtilal meşru bir haktır. Eğer bu yolda devam ederseniz, artık sizi ben de kurtaramam.” (27 Mayıs Sözlüğü, Aksiyon, Mayıs, 2010,s.31, sayı:807)

Darbenin ertesi günü ödüllendirilen Cemal Gürsel, Devlet Başkanı, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı olmuştur. Cemal Gürsel, 28 Mayıs’ta İsmet İnönü’yü arayarak “Emirleriniz bizim için daima peygamber buyruğudur paşam.” demiş ve yukarıda yazmış olduğumuz görevlerle ödüllendirilmiştir.

İlerleyen tarihlerde kurulan ve ismini Danıştay’ın silinen kayıtlarında sıkça duyduğumuz OYAK da yer alacaktır.( 3 Ocak 1961) Günümüze kadar büyüyüp, dev bir holding haline gelecektir. Bunlarla her şey hazırlanmıştı eksik olan bir şey daha vardı: o da Yassıada.

‘Köpek ve Bebek’ gibi ilginç davaların yer aldığı Yassıada duruşmaları başlıyordu. ‘www.candundar.com.tr’ adresinden okuduklarım arasında Yassıada tutanaklarını içeren ilginç bilgilere şahit oldum. Mahkeme başkanının  ‘bebek davası’ konusunda sormuş olduğu bir soruya Menderes şu şekilde cevap veriyor: “Reis Beyefendi, benim böyle bir suçla uzaktan yakından alakam mevcut değildir.” Bu ve buna benzer “Don Davası” ilginçliklerinin yer aldığı bir Yassıada duruşmalarına tanık oluyoruz.

Duruşmalar sonunda Fatih Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan (16 Eylül 1961), Adnan Menderes (17 Eylül 1961) hafızalarımızda yer eden o fotoğraf kareleriyle idam edildiler. Yassıada Mahkemesi’ndeki durumu en iyi anlatanlardan biri de Tvefik İleri’dir. İleri’nin ‘Yassıada ve Kayseri Günlükleri’ni okurken şu cümleler mahkemenin âdil(!) olduğunu gösteriyordu.

“Bugün mebuslardan otuz küsür kişinin müdafaası yapıldı. Antalya’dan sadık güzel bir müdafaa yaptı ve sonunda:’Âdalet istemiyorum. Âdil bir mahkemeden âdalet istemek hatadır. Âdil olmayan bir mahkemeden âdalet istemek ise daha çok hatadır.’dedi.” (İleri, Tevfik, Yassıada ve Kayseri Günlükleri, s,318)

1944,45 derken 27 Mayıs 1960 ve 61’deki kara bir leke olan idamlar gününe kadar hazırlanmış bir darbenin özetini çıkarmak o vesayetçi düzeni anlatmaya yetmeyecektir. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007 ‘darbe, ihtilal, post modern darbe, e-muhtıra’ adına ne derseniz deyin. Bunlar Türkiye’nin gerçekleri olarak karşımızda duruyor.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir