Emaneti yüklendik ama ezbere yaşıyor gibiyiz

Türkiye’de her gün değişik gündem maddeleriyle yaşamımızı sürdürüyor, bazen bu tartışmaları sorguluyor çoğu zaman da peşinen kabul ediyoruz. Anadolu’da her şeyi peşinen kabul edenlere ‘Ezbere yaşıyor’ derler. Bazı tartışmalar bize gösteriyor ki hayatı ezbere yaşıyoruz.

İnsanoğlu akletme yetisine sahip, düşünce ufku olan, konuşma kabiliyeti bulunan, vicdan ve merhamet sahibi, sorgulama iradesini özünde barındıran, tefekkür eden bir varlıktır. Hepimizin bildiği gibi İslam dininde iman, ibadet ve ahlak ilkeleri büyük önem arz ediyor. Yüce Yaradan bizlerden iman etmemizi, ibadet etmemizi ve güzel ahlak ile yaşamamızı istiyor. Çünkü Allah (cc) bizleri mükemmel bir varlık olarak yarattı, bizlere sorumluluk yükledi. Ancak bizler yaşarken bu sorumluluğu unutup, mükemmeliyetimizi kaybediyoruz.

Allah bizlere öyle büyük bir sorumluluk yüklemiş ki çoğu zaman bunun farkında olamıyoruz. Oysa yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, Ahzab suresinde, yüklendiğimiz sorumluluk şöyle anlatılıyor: “Biz emâneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar, bunu yüklenmek­ten çekindiler, korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o, çok zâlim, çok câhildir.” Bizler bu sorumluluğu akıl ve irade melekemiz ile yerine getirmek durumundayız. Bu nedenledir ki hayatı ezbere yaşamaktan kurtulmamız gerekiyor.

Yine birçok ayette Allah (cc) şöyle buyuruyor: “…De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak selîm akıl sâhipleri ibret ve öğüt alır.” Ortaya bir söz atılıyor ve onun üzerine bilen de bilmeyen de konuşuyor. Yetmiyor kimi zaman bu söz yanlış da olsa doğru da olsa kalıplaşmış bakış açılarımızla kabul veya ret noktasında ısrarcı bir tutum sergiliyoruz. Neyi savunup, neyi isteyip ya da neyi istemediğimizi başkalarının bakış açılarıyla gerçekleştirmek durumunda kalıyoruz. Bu da Kur’an’da açık bir şekilde bize anlatılıyor: “İnsan aceleci yaratılmıştır.” Ve yine “İnsan hayrı istediği kadar şerri de ister…”

Çoğu zaman sabır ve tahammülden uzaklaşıyoruz. Kolaycılığı tercih ediyoruz. Belki de ahiret saadetini dünyada yaşamak istiyoruz. Bunu yaparken de ayetlerde zikredildiği gibi ‘Aceleci’ oluyoruz. Hayrı isterken yaptığımız işler, acelecilik nedeniyle beraberinde şerri de getirebiliyor. Tam da Kıyame suresinde bu konuda uyarılıyoruz: “Hayır! Doğrusu siz acil olan dünya hayatını seviyorsunuz ve âhireti bırakıyorsunuz.”

Gerçekten insanoğlu öfkelendiğinde veya bir sıkıntıya düştüğünde hatta bir güçlükle karşılaştığında muhataplarına çok kolaylıkla küfür, hakaret ve beddua edebiliyor. Özellikle günümüzün asosyal iletişim mecrası olan sosyal medyanın sanal dünyasında bunu çok rahatlıkla yapabiliyoruz. Hâlbuki bu zor durumlarda bizim için sabır ve metanet en önemli tedbirimizdir.

Menfaate el açıp, nimet vereni unutup, nimete bel bağlayıp, makam, mevkilerin şımarıklığına kapılıyoruz. Bu nimetleri kaybettiğimiz zaman da aceleciliğimiz nedeniyle ümitsizliğe düşüyor, kötümser bir ruh haline bürünüyoruz. Allah (cc) insanlara Rum suresinde tekrar hatırlatıyor: “İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda ona sevinirler. Şayet yaptıklarından ötürü başlarına bir fenalık gelse, hemen ümitsizliğe düşüverirler.” 

İmanın bütün şartlarını ezbere biliyoruz ama bunu tatbik etme noktasında tam da ezbere yaşıyoruz. Yani emaneti üstlendik ama hayatı ezbere yaşıyoruz. “Allah’ın emrettiklerine inanıyoruz” diyoruz ama Allah’ın nehyettikleri ve insanoğlu için ‘basit’ görünen; yalan, gıybet, dedikodu, iftira, haram, israftan da geri durmuyoruz.

 

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir