Dünyanın en iğrenç olgusu: Ensest (3)

Geçen haftaki son yazımızda ensest ilişkiye maruz kalmış mağdurların içinde bulunduğu duruma değinmiş, onu anlatmaya çalışmıştım. Bu yazımızda da ensesti hazırlayan faktörler neler, mağdurlar nasıl bir etki altında kalıyorlar onları yazmaya çalışalım.

Ensesti hazırlayan faktörlere baktığımızda: Aile ortamının özellikleri, aileyi oluşturan bireyler, sosyal ve psikiyatrik faktörleri ( alkolizm, akıl hastalığı, şiddet içeren davranışlar, düşük sosyo-ekonomik durum)  görüyoruz. Bu faktörlerin etkisinde kalan bireyler, kendileri için ‘çıkış yolu’ olarak çeşitli bağımlılıklara teslim oluyorlar. ‘Kötülükten’ kaçarken, farkında olmadan bir başka ‘kötülüğe’ bulaşıyorlar. Bu iğrenç olguya maruz kalanlar, onun etkisini çok uzun dönem yaşıyorlar.

Peki, ensest ilişkiye maruz kalmanın ne gibi etkileri vardır? Enseste maruz kalmanın uzun dönemli etkilerini uzmanlar şu şekilde açıklıyorlar: “Travma sonrası stres bozukluğu, düşüncelerin saptırılması, sıkıntı, benlik hissinin bozulması, kaçınma, kişiler arası güçlükler, bedensel sağlık problemi, yeme bozuklukları, madde bağımlılığı vs.” Tüm bunlar, kişinin kendini toplumdan soyutlamasına neden olabiliyor.

Yapılan araştırmalarda ensest görülen ve görülmeyen aileler arasında duyguları ölçen dört değişken bazında önemli farklılıklar bulunmuştur. Bunlar: “kendini ifade edebilme yeteneği, duygulanma, çatışma, başkalarının duygularını paylaşabilme (empati).” Başkalarının duygularını paylaşma, ensestçi ailelerde bulunmayan özelliklerdendir.

Aile bireyleri arasındaki yakın kişisel ilişkiler irdelendiği zaman, anne-baba ile çocuk arasındaki sevgiyi ifade eden sarılmalar, öpücükler ve kucaklaşmalarda herhangi bir anormalliğin olduğunu düşünmek yanıltıcı olabilir. Gerçekte bu eylemler aile bireyleri arasındaki yakın ilgi ve sevginin belirtisi niteliği taşıdığı için, fazlasıyla arzulanan eylemlerdir.

Bu noktada temel problem, çocuk ve aile için, normal ile zararlı olan arasındaki bu hassas çizginin nereye çizileceğinin belirlenmesidir. Yani sınırların iyi belirlenmesidir. Birçok ebeveyn neyin ‘doğru’ olduğuna kendi yetiştirilme tarzı, çocuklukta geliştiğini düşündüğü cinsel terbiyenin etkisinde kalarak karar verebiliyor. “Küçük bir çocuk için uygun olan davranış, daha büyük bir çocuk için uygun olmayabilir” anlayışının etkisiyle oluşan içgüdüsel bir duygu ile karar vermektedirler.

Uzmanların araştırmalarında kullandıkları örneklerden birine yer vererek konuyu daha rahat anlayacağınızı düşünüyorum. Mesela babaların çoğu, her iki cinsten bebeklerin cinsellikten uzak, mutlu bir ortamda, sıcak suyun içinde oynayarak banyo yapmalarından ‘hoşlanmaktadırlar.’ Bununla birlikte, babanın üç yaşındaki kızıyla banyo yapması doğru bulunmuyor. Üstelik kız çocuğunun sekiz yaşında olması halinde böyle bir durumun söz konusu bile olamayacağı vurgulanıyor. Tabii, burada niyet ve çocuğun gelişiminde problem oluşturmayacak davranışları ön plana alabilmek önemlidir.

Cinsel istismarın sonucunda, zedelenmiş cinsellik, ihanet duygusu, acizlik, damgalanmak vs. ortaya çıkıyor. İstismar sonucunda, mağdurun kendiyle özdeşleştirdiği kavramlar onu başka düşüncelere yönlendiriyor. Kendinden başkası olmak için, yaşanmış hayatı, yaşanmamış saymak isteyen yüzlerce mağdur karşımıza çıkıyor...

Unutulanlar: “Yaşanmış hayatımı, yaşamamış olmak isterdim.” Bu kelimeleri kullandırtmaya hiçbir insanın hakkı yoktur. Tüm geçmişini yok saymak ve ondan kurtulmak ne kadar, ne kadar acıdır!

Dünyanın en iğrenç olgusu: Ensest (3)

Geçen haftaki son yazımızda ensest ilişkiye maruz kalmış mağdurların içinde bulunduğu duruma değinmiş, onu anlatmaya çalışmıştım. Bu yazımızda da ensesti hazırlayan faktörler neler, mağdurlar nasıl bir etki altında kalıyorlar onları yazmaya çalışalım.

Ensesti hazırlayan faktörlere baktığımızda: Aile ortamının özellikleri, aileyi oluşturan bireyler, sosyal ve psikiyatrik faktörleri ( alkolizm, akıl hastalığı, şiddet içeren davranışlar, düşük sosyo-ekonomik durum)  görüyoruz. Bu faktörlerin etkisinde kalan bireyler, kendileri için ‘çıkış yolu’ olarak çeşitli bağımlılıklara teslim oluyorlar. ‘Kötülükten’ kaçarken, farkında olmadan bir başka ‘kötülüğe’ bulaşıyorlar. Bu iğrenç olguya maruz kalanlar, onun etkisini çok uzun dönem yaşıyorlar.

Peki, ensest ilişkiye maruz kalmanın ne gibi etkileri vardır? Enseste maruz kalmanın uzun dönemli etkilerini uzmanlar şu şekilde açıklıyorlar: “Travma sonrası stres bozukluğu, düşüncelerin saptırılması, sıkıntı, benlik hissinin bozulması, kaçınma, kişiler arası güçlükler, bedensel sağlık problemi, yeme bozuklukları, madde bağımlılığı vs.” Tüm bunlar, kişinin kendini toplumdan soyutlamasına neden olabiliyor.

Yapılan araştırmalarda ensest görülen ve görülmeyen aileler arasında duyguları ölçen dört değişken bazında önemli farklılıklar bulunmuştur. Bunlar: “kendini ifade edebilme yeteneği, duygulanma, çatışma, başkalarının duygularını paylaşabilme (empati).” Başkalarının duygularını paylaşma, ensestçi ailelerde bulunmayan özelliklerdendir.

Aile bireyleri arasındaki yakın kişisel ilişkiler irdelendiği zaman, anne-baba ile çocuk arasındaki sevgiyi ifade eden sarılmalar, öpücükler ve kucaklaşmalarda herhangi bir anormalliğin olduğunu düşünmek yanıltıcı olabilir. Gerçekte bu eylemler aile bireyleri arasındaki yakın ilgi ve sevginin belirtisi niteliği taşıdığı için, fazlasıyla arzulanan eylemlerdir.

Normal ile zararlı olan arasındaki hassas çizgiye dikkat

Bu noktada temel problem, çocuk ve aile için, normal ile zararlı olan arasındaki bu hassas çizginin nereye çizileceğinin belirlenmesidir. Yani sınırların iyi belirlenmesidir. Birçok ebeveyn neyin ‘doğru’ olduğuna kendi yetiştirilme tarzı, çocuklukta geliştiğini düşündüğü cinsel terbiyenin etkisinde kalarak karar verebiliyor. “Küçük bir çocuk için uygun olan davranış, daha büyük bir çocuk için uygun olmayabilir” anlayışının etkisiyle oluşan içgüdüsel bir duygu ile karar vermektedirler.

Uzmanların araştırmalarında kullandıkları örneklerden birine yer vererek konuyu daha rahat anlayacağınızı düşünüyorum. Mesela babaların çoğu, her iki cinsten bebeklerin cinsellikten uzak, mutlu bir ortamda, sıcak suyun içinde oynayarak banyo yapmalarından ‘hoşlanmaktadırlar.’ Bununla birlikte, babanın üç yaşındaki kızıyla banyo yapması doğru bulunmuyor. Üstelik kız çocuğunun sekiz yaşında olması halinde böyle bir durumun söz konusu bile olamayacağı vurgulanıyor. Tabii, burada niyet ve çocuğun gelişiminde problem oluşturmayacak davranışları ön plana alabilmek önemlidir.

Cinsel istismarın sonucunda, zedelenmiş cinsellik, ihanet duygusu, acizlik, damgalanmak vs. ortaya çıkıyor. İstismar sonucunda, mağdurun kendiyle özdeşleştirdiği kavramlar onu başka düşüncelere yönlendiriyor. Kendinden başkası olmak için, yaşanmış hayatı, yaşanmamış saymak isteyen yüzlerce mağdur karşımıza çıkıyor...

Unutulanlar: “Yaşanmış hayatımı, yaşamamış olmak isterdim.” Bu kelimeleri kullandırtmaya hiçbir insanın hakkı yoktur. Tüm geçmişini yok saymak ve ondan kurtulmak ne kadar, ne kadar acıdır!

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir