Dünyanın en iğrenç olgusu: Ensest (2)

Ensest yaşamış kişilerin en büyük problemlerinden birisi yalnızlıklarıdır. Kendilerini toplumdan soyutlayarak yaşamaya çalışırlar. Yaşarken neler çekerler onu da anlatmak zordur! Hem mağdur olmak hem de şiddete maruz kalarak yaşamlarını sürdüren çocuklar için bu olgu daha da tehlikeli hal almaktadır.

Çocuklar için en büyük tehlikelerden biri de şiddet davranışlarına maruz kalmaktır. Bu şiddet davranışları sadece dayakla sınırlı olmadığı gibi, cinsel saldırılarla da kendini gösteriyor. Ortaya çıkan sonuç; bu tür olayların daha da vahim olduğunun kanıtı niteliğindedir.

Düşünün ki, kendinizi en rahat hissettiğiniz ortam, sıcak bir yuvanız var. Karşı tarafta ise insanlık suçlarının en büyüğünden birisi olan çocukların cinsel kullanımı gizlenmez bir gerçek. Ne yaparsınız? “Keşke bu iğrençlikler yaşanmıyor olsa da, bizler de bunları ne yazsak ne de okusak” dersiniz. Yaşananlar hiç de azımsanacak gibi değil. Maalesef bu olguya dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de çok sayıda rastlamak mümkündür.

Bu tür olguları bazen bir televizyon kanalında seyredersiniz, kimi zamanda gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde okurusunuz. Eski bir haberden yine örnek verelim: “Mersin’de babasının tecavüzüne uğradığı belirtilen 14 yaşındaki kız doğum yaptı. Sakarya’da da öz yeğenine tecavüz edip hamile bırakan kişi 39 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı.” Gel de öfke kusma!

Bianet’ten aldığım verilerde, 23 Haziran 2009’da Nüfusbilim Derneği ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu tarafından Türkiye’deki ensest sorunuyla karşılaşan profesyonellerle yapılan görüşmelere dayalı olarak bir araştırma gerçekleştirilmişti. “Türkiye’de Ensest Sorununu Anlamak”  başlıklı araştırmanın raporu Ankara’da yapılan bir panelle paylaşılmıştı.

23 Haziran 2009’da Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu ve Nüfusbilim Derneği’nin yaptığı “Türkiye’de Ensest Sorunu Anlamak” başlıklı araştırma sonuçlarının değerlendirilmesi için düzenlenen toplantıya katılmıştı. Araştırmada öğretmen, hukuk çalışanı, polis, psikolog ve sağlık çalışanı gibi 98 farklı meslekten uzmanla görüştüklerini anlatan danışman Alanur Çavlin Bozbeyoğlu, araştırmanın Ankara, Adana, Diyarbakır, Erzurum, İstanbul ve Kocaeli’de yapıldığını belirtiyordu.

“Bu nedenle ebeveynlerin donanımlarını arttırmak gerektiğini” de sözlerine ekliyordu ki, bu konuda çok haklıydı. Ebeveynlerin donanımlı olması ve bu tür vakalar karşısında suskunluk sarmalına kapılmamaları gerekir. “Türkiye’de ensest ilişki artıyor mu?” diye bir soru sorduğumuzda maalesef, bu ilişkinin arttığını görüyoruz. Burada ailenin önemine de değinmek gerekir.

Aile hepimiz için her zaman yaşamın eksen noktalarından birsidir. Sıcak, güzel anıların yeridir. Sevdiklerimizle, en içten ve neşeli anılarımızı hep aile ortamında hatırlarız. Doğumlar, okul ve iş başarıları, güzel zamanların çoğu, aile ortamında paylaşılan anılardır çoğu kez. Doğum günleri, yılbaşılar, bayramlar, evlilik yıldönümü vs. gibi özel günlerde herkes ailesiyle beraber, ailesinin yanında olmak ister. Başımız derde girdiğinde, üzüntülü olduğumuza en güzel sığınak yine ailedir. Ama gelin görün ki, artık bu ortamları yaşatmayan caniler var. Ve bunun ‘silahı’ da ensest olgusudur.

Bu sıcacık ortamlar bu çirkin olguyla tarumar oluyor. Kimin kiminle nasıl etkileşime girebileceğinin sınırları aşılıyor. Ailedeki roller, ailenin daha iyi işlev görmesini sağlayacağı gibi, işlevin bozulmasına da neden olabiliyor. Aile içindeki iletişim, ailede geçerli kurallara göre şekil alacağından, iletişim kopukluğu da çocukların istismarına yol açabiliyor. Bu sadece konuşmak anlamında iletişim değildir. Suskunluklar, vücut hareketleri, yüz ifadeleri, ses tonu, vücudun duruş şekli, bunların hepsi ayrı bir mesaj niteliği taşımaktadır. Eneset yaşanan ailelerde, genellikle “aile dışındaki hiç kimsenin güvenilir olmadığı kuralı” geliştirildiği tespit edilmiştir.

Unutulanlar: Aile ve çocuk ilişkisinde çocuğun içinde bulunduğu aile ortamının ve aile fertlerinin, çocuğun yaşamını yönlendiren en önemli faktörlerden biri olduğu görülmektedir. Çocuklara aile içindeki işlevlerine uygun roller vermenin dışında onlar, ailenin yaşadığı stresler nedeniyle günah keçisi durumunda olabiliyorlar. Bu da çocuğu istismar kurbanı durumuna getiriyor.

Dünyanın en iğrenç olgusu: Ensest (2)

Ensest yaşamış kişilerin en büyük problemlerinden birisi yalnızlıklarıdır. Kendilerini toplumdan soyutlayarak yaşamaya çalışırlar. Hem mağdur olmak hem de şiddete maruz kalarak yaşamlarını sürdüren çocuklar için bu olgu daha da tehlikeli hal almaktadır.

Çocuklar için en büyük tehlikelerden biri de şiddet davranışlarına maruz kalmaktır. Bu şiddet davranışları sadece dayakla sınırlı olmadığı gibi, cinsel saldırılarla da kendini gösteriyor. Düşünün ki, kendinizi en rahat hissettiğiniz ortam, sıcak bir yuvanız var. Karşı tarafta ise insanlık suçlarının en büyüğünden birisi olan çocukların cinsel kullanımı gizlenmez bir gerçek. Ne yaparsınız? “Keşke bu iğrençlikler yaşanmıyor olsa da bizler de bunları ne yazsak ne de okusak” dersiniz. Yaşananlar hiç de azımsanacak gibi değil. Maalesef bu olguya dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de çok sayıda rastlamak mümkündür.

Bu tür olguları bazen bir televizyon kanalında seyredersiniz, kimi zamanda gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde okurusunuz. Eski bir haberden yine örnek verelim: “Mersin’de babasının tecavüzüne uğradığı belirtilen 14 yaşındaki kız doğum yaptı. Sakarya’da da öz yeğenine tecavüz edip hamile bırakan kişi 39 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı.” Gel de öfke kusma!

Bianet’ten aldığım verilerde, 23 Haziran 2009’da Nüfusbilim Derneği ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu tarafından Türkiye’deki ensest sorunuyla karşılaşan profesyonellerle yapılan görüşmelere dayalı olarak bir araştırma gerçekleştirilmişti. “Türkiye’de Ensest Sorununu Anlamak”  başlıklı araştırmanın raporu Ankara’da yapılan bir panelle paylaşılmıştı.

23 Haziran 2009’da “Türkiye’de Ensest Sorunu Anlamak” başlıklı araştırmada öğretmen, hukuk çalışanı, polis, psikolog ve sağlık çalışanı gibi 98 farklı meslekten uzmanla görüşülmüştü. Ve bunlar Ankara, Adana, Diyarbakır, Erzurum, İstanbul ve Kocaeli’de yapılmıştı. Orada “Ebeveynlerin donanımlarını arttırmak gerektiği” vurgulanmıştı. Ebeveynlerin donanımlı olması ve bu tür vakalar karşısında suskunluk sarmalına kapılmamaları gerekir. “Türkiye’de ensest ilişki artıyor mu?” diye bir soru sorduğumuzda maalesef, bu ilişkinin arttığını görüyoruz. Burada ailenin önemine de değinmek gerekir.

Aile hepimiz için her zaman yaşamın eksen noktalarından birsidir. Sıcak, güzel anıların yeridir. Sevdiklerimizle, en içten ve neşeli anılarımızı hep aile ortamında hatırlarız. Doğumlar, okul ve iş başarıları, güzel zamanların çoğu, aile ortamında paylaşılan anılardır çoğu kez. Doğum günleri, yılbaşılar, bayramlar, evlilik yıldönümü vs. gibi özel günlerde herkes ailesiyle beraber, ailesinin yanında olmak ister. Başımız derde girdiğinde, üzüntülü olduğumuza en güzel sığınaklardan biri yine ailedir. Ama gelin görün ki, artık bu ortamları yaşatmayan caniler var. Ve bunun ‘silahı’ da ensest olgusudur.

Bu sıcacık ortamlar bu çirkin olguyla tarumar oluyor. Kimin kiminle nasıl etkileşime girebileceğinin sınırları aşılıyor. Ailedeki roller, ailenin daha iyi işlev görmesini sağlayacağı gibi, işlevin bozulmasına da neden olabiliyor. Aile içindeki iletişim, ailede geçerli kurallara göre şekil alacağından, iletişim kopukluğu da çocukların istismarına yol açabiliyor. Bu sadece konuşmak anlamında iletişim değildir. Suskunluklar, vücut hareketleri, yüz ifadeleri, ses tonu, vücudun duruş şekli, bunların hepsi ayrı bir mesaj niteliği taşımaktadır. Eneset yaşanan ailelerde, genellikle “aile dışındaki hiç kimsenin güvenilir olmadığı kuralı” geliştirildiği tespit edilmiştir.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir