Dünden bugüne laiklik

Kemalizm kesin olarak ulus devletten yanadır. Ulusal sınırlar içinde yaşayan ve kendisini Türk vatandaşı olarak kabul eden tüm insanları ‘hiçbir ayrım gözetmeden eşit Türk vatandaşı olarak’ benimser. İşte ‘sıkıntı’ buradan kaynaklanıyor. Bugün kendilerini Türk vatandaşı olarak görmek istemeyenler, bunu Türkleşmek olarak algılıyorlar ve kabul etmiyorlar.

Batılı modele merhaba demek için, toplumu bir ve beraber görmek gerekiyordu. Dinsel ve etnik ayrımcılık olmamalıydı. İşte bunları gerçekleştirmek için ‘Cumhuriyeti benimseyerek Batı modeline merhaba dedik.’ Kemalist devrim, yeni anayasa ile (1924) ülkede yapmayı düşündüğü siyasal devrimin önemli bir kısmını gerçekleştirmiştir. “Kemalist devrimciliği, var olan kurumları zorla değiştirmek biçiminde anlayan Mustafa Kemal, geçmişin kurumlarını yıkmış, onların yerine genç cumhuriyet devletinin yeni kurumlarını oluşturmuştur.” (Anıl Çeçen- Kemalizm)

Saltanat ve Halifelik kaldırıldı. Kemalizm, yüzyıllarca İslamcı ve padişahçı kültür yapısı üzerine hiç de toplumda kültürü bulunmayan bir siyasal rejim olarak ‘demokratik cumhuriyeti’ kurmak isterken fazlasıyla zorlanıyordu. Bunu destekleyecek toplumsal ve kültürel ortam o dönemde henüz yoktu.

Kemalist laiklik, çağdaş uygarlığın ülkeye getirilebilmesi için -sözüm ona- “şeriatçı” girişimlere karşı sert önlemler alınmış ve Kemalist laiklik ilkesi ısrarlı biçimde izlenerek, çağdaş uygarlığa doğru yeni adımların atılması sürdürülmüştür. Diyanet İşleri Başkanlığı kurularak, din işleri kamu düzeni adına yasal bir statüde düzenlenmiştir.

Kemalist cumhuriyet, Batılı ve çağdaş bir demokrasi oluşturmak için büyük çaba göstermiştir. Batı ülkelerinde izlenen, uluslaşma sürecini Kemalizm, Türkiye’de de uygulamak istemiştir. Kimilerine göre, laikleşme Tanzimat’la başlayıp, meşrutiyet dönemleri ile devam ettikten sonra cumhuriyet döneminde artık yeni bir aşamaya ulaşıyor ve gerçek kimliğini buluyor.

Panislamizm’in ‘iflasını sağlayan’ Kemalist rejim, laikleşme politikasını bilinçli biçimde uyguladı ve bu yoldan ‘çağdaş Batı uygarlığı’ ile ilişki kurmaya çaba gösterdi. Ancak “Asker, demokrasi ve hukuk devletinin kolunu kanadını 1982 Anayasa’sı ile çok fena kırdı. Kıbrıs sorununda, Ermeni meselesinde, laikliği, din eğitimini ilgilendiren temel konularda, genellikle ‘son söz’ü kendine ayırdı.” Her şeyde ‘laiklik tehlikede’ denilerek, yaptıklarını meşrulaştırma çabası güttüler.

Laiklik, ordu tarafından siyasete müdahalenin çok açık bir aracı olarak kullanıldı ve kullanılıyor. 27 Nisan e-muhtırası, laiklik karşıtı eylemler arasında sayılan Malatya’daki misyoner cinayetleri, Ergenekon kapsamında tartışılıyor. 27 Mayıs Darbesi’nin gerekçesi neydi? Ordunun çıkarlarını korumaktı. Danıştay saldırısı, laikliğe yönelik tehdide inandırıcılık kazandırmak için yapılmadı mı? “Başörtüsü kararı için yapıldı” denilmedi mi? Peki sonuç ne oldu? Hepsi palavraydı. (21 Nisan 2010’daki TÜBİTAK raporu her şeyi ortaya çıkardı.) Askerler kürsüye her çıktıklarında, laikliği koruma yeminleri ederler. Bunu niçin yaparlar? Darbe yapabilmek için mi daha laik olunur?

Dinler ve inançlar insanlar içindir, devletler için değil. Laikçilik, devlet sayesinde, devlet iktidarı ile var olanlar tarafından savunuluyor. Eser Karakaş’ın 4 Nisan Çarşamba(2007) günkü Zaman gazetesindeki “Laik-anti laik çatışmasının iktisadî temelleri” başlıklı yazısında “serbest piyasa ekonomisini savunanlar arasında neden hiç laikçiler yok? Cumhuriyet’in ilk günlerinden beri cumhuriyetçi laiklik anlayışı ile dışa kapalı, ulus model eksenli rant ekonomisinin beraber hareket ettiğini” söylüyordu ki, bu gerçek, günümüzde yaşanan bazı gerilimlerin nedenleri anlamak için dikkate alınmalıdır.

Laikliği gerçekte var olduğu ve işe yaradığı yere yerleştir(e)miyoruz. Laikliği bir sosyal barış yöntemi olarak algılayıp ona, toplumu çatışmaların uzağında tutan bir araç olarak baktığımızda, laiklik tartışmalarının bu kadar şiddetlenmeyeceğini tahmin etmek hiç de zor olmayacaktır.

Unutulanlar: Laiklik, Türkiye’de devletin temel niteliklerine dair bir anayasal prensip değil, bir tabu, yani yasaklar alanı olarak anlaşılmaktadır. Laikliği tanımlamak, onu sınırlamaktır. Tabuları yoğun olarak hissedebilirsiniz ancak tanımlayamazsınız.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir