Dikkat! Ailede çatlak büyüyor

Toplumun temel yapı taşı olan aile her geçen gün zedeleniyor ve insanlar birlikte yaşamaktan uzaklaşarak bireyselliğe doğru kayıyor! Nikâhlı birliktelik, sadakat, güven ve sevgi duygusunun kaybolduğu bir toplumda aile yapısının korunması bir hayli güçtür. Çünkü temeli sağlam olan aile, işlevini yerine getirerek barışık bir toplum inşa eder. Maalesef modernizmin iliklerimize kadar işlediği ve kapitalist bir dünya düzenin pusulasında, aile fertleri arasındaki tahammül de kaybolmaya yüz tuttu. Gemi rotasını başka yöne çevirdi. Öyle ki üniversite öğrencilerinin birçoğu da ailesinden uzaklaşmak ve uzakta okumak istiyor! Ailesinin bulunduğu şehirde çalışmaksa istemiyor!

Çocuk bakımı ve yetiştirmesi, karar mekanizmalarına, kadının iş hayatına aktif olarak katılımı, eşler arası iletişim gibi boyutlarda ortaya çıkan değişiklikler (buna çatışmalar da diyebiliriz), bireylerin beklentileri, inançları, düşünceleri, istek ve arzuları bunlar ister istemez evliliğe ve boşanmaya ilişkin tutumları farklılaştırıyor. Böylece toplumun temel unsuru olan aile, işlevini yitiriyor. Şu bir gerçek ki “Aile, toplumun doğal ve temel unsurudur. Toplum ve devlet tarafından korunur.” (İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi. Md. 18). O halde aileyi korumak için hem toplum olarak hem de devlet olarak üzerimize düşen görevi yerine getirilmeliyiz.

Geçtiğimiz günlerde TÜİK’in yayımladığı verilerde evlenmelerin azaldığı buna karşın boşanmaların arttığı açıklanmıştı. Her ne kadar araştırma küresel krizle bağlantılı olarak sunulsa da boşanmalarda yukarıda yazdıklarımızın etkisi gözden kaçmamalıdır. Aile ile ilgili 2011 yılında bir çalışma yapan Sosyal Ekonomik Araştırmalar Merkezi (SEKAM)’nin verilerinde de çok çarpıcı bilgiler yer alıyor.

Araştırmada ailenin özellikleri şu şekilde veriliyor:  “Aile evrenseldir, her toplumda ve sosyal gelişimin her devresinde yer almaktadır, duygusal bir temele dayanır, bireyleri şekillendirme özelliğine ve biyolojik koşullar çerçevesinde sınırlı bir büyüklüğe sahiptir. Aile sosyal yapıda çekirdek özelliği taşır. Sosyal kurallarla çevrilidir. Aile sürekli ve aynı zamanda geçici bir tabiata sahiptir, kurum olarak devamlılık ve evrensellik özelliği taşır.”

Demek ki sosyal yapıda çekirdek olan aile işlev olarak da neslin devamını sağlamak ve korumak, toplumsallaşmaya katkı sunmak, cinsel davranışın düzenlenmesini sağlamak, sevgiyi kuvvetlendirmek, toplumsal bir statü kazandırmak, kişilik ve kimlik inşasında bulunmaktadır. Ancak ailenin bu işlevsel yapısına müdahale anlamına gelen bazı gelişmeler var: “Sanayileşme, bürokratikleşme, kentleşme, modernleşme, güç, sömürü… vs.” Tabii burada geniş ailenin yerini çekirdek aileye bırakması da gözden kaçmamalıdır! Büyükler ailenin birer çimentosu gibidir.

Tüm etkenleri alt alta sıraladığımızda boşanmaların nedeni olarak “Şiddetli geçimsizlik.” kavramı karşımıza çıkıyor. Buradan yine SEKAM’ın araştırmasına dönerek yazımızı bitirelim. 2011’de yapılan aile araştırmasında Türkiye’deki boşanmaların nedeni olarak en fazla “Eşe sadakat duygusunun zayıflaması ve namus anlayışının yıpranması” cevabı verilmiş! Yine “Gerektiğinde bir erkek karısını dövebilir mi?” sorusuna “dövebilir” diyen erkeklerin oranı yüzde 19,6 iken, kadınların oranı yüzde 7,7. Bu da şiddet eğilimli bir toplum olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Değerlerimizi yitirirken temel yapı taşımız olan aileyi de parçalıyoruz.

Unutmayalım ki bize ait olmayan değerlerin değişik yollarla insanlara kabul ettirilmek istenmesi, değerlerinin çatışmasına neden olduğu gibi ahlaksal erozyonu da beraberinde getiriyor.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir