Dijital gardiyanlar ve özgürlük

WhatsApp ilk önce kullanıcılarına gönderdiği “gizlilik sözleşmesi güncellemesiyle” ortalığı karıştırdı; şimdi de yaptığı açıklamalarla kafaları toz duman etti.

Yayımlanan son açıklamada “WhatsApp’ta gizlilik ve güvenliğin nasıl çalıştığına dair yanlış bilgileri temizlemek için daha çok şey yapacağız. 15 Mayıs’ta yeni iş seçenekleri sunulmadan önce, politikayı kendi hızlarında gözden geçirmek için insanlara kademeli olarak gideceğiz…” ifadeleri kullanıldı.

TV’ler, gazeteler, internet siteleri son dakika haberleriyle “Duyduk duymadık demeyin, WhatsApp geri adım attı” başlığıyla okuyucuya bu mübarek haberi duyurdu. Hızını alan WhatsApp bu kez durum paylaşımı yaptı; “Biz ettik, siz etmeyin, aman bir yere gitmeyin. 15 Mayıs’ta her şey güzel olacak, WhatsApp’a bahar gelecek. Lütfen bizi silmeyin aman birbirinizin mahremini ise bilmeyin…” ricasında bulundu...

Teknoloji yapabilme sınırlarımızı genişletirken aynı zamanda mahremiyet sınırlarımızı daraltmış oluyor. Çünkü bizi özgürleştiren her teknoloji aynı zamanda bizim gardiyanımız demektir.

Teknoloji yardımıyla yapabildiklerimiz artıyor ama takip edilmemiz ve yönlendirilmemiz de aynı oranda artıyor. Teknoloji deyince hemen herkesin aklına “özgürlük” gelebilir. Oysa bize özgür olduğumuzu hissettiren, yaşatan her eylem aynı zamanda özgürlük alanımıza müdahaleyi kolaylaştıran yolu açıyor.

Mesela; dünyanın öbür ucundaki birine gönderdiğiniz mail, mesaj veya webcam aracılığıyla yaptığımız konuşma, sohbet vs. bizlere hem özgürlük tanıyor hem de takip edilme, gözetlenme ve kontrol edilme kaygısı yaşatıyor.

Hal böyle olunca kaygılar çoğalıyor. Dün bir arkadaşımızla yaptığımız özel görüşmenin yarın nerede, nasıl bir şekilde, kim tarafından karşımıza çıkacağını kestiremiyoruz. Veya “Çok özel, kişiye özel, gizli” başlığıyla yaptığımız görüşmelerin dakikalar içinde milyonlarca kişi tarafından bilinip ve duyulur olduğunun farkındayız.

Vaktimizin önemli bir kısmını geçirdiğimiz sosyal medya platformlarında, internet ortamında bırakılan tüm dijital izlerin reklam şirketleri, güvenlik şirketleri, siyasi merkezler veya ticari merkezler tarafından algoritmasının çıkarıldığını, kişilere özel reklamların, mesajların hazırlandığını bilmiyor muyuz?

İnternette herhangi bir arama motorunda yapacağınız araştırmanın, edeceğiniz alışverişin reklam olarak karşınıza çıkması tesadüf mü? Unutmayalım ki sosyal medya bize en yakınlarımızı bulma özgürlüğü verirken; aynı zamanda başkalarına bizim en yakınlarımızın kimler olduğunu bilme özgürlüğü de veriyor!

Milyonlarca kişinin kullandığı kredi kartları bireylere uzaktan alışveriş “özgürlüğü ve kolaylığı” sunarken; tüketici profilinin “başkaları” tarafından analiz edilmesine de büyük imkan tanıyor.

Biz araştırmacı yazar olarak şunu rahatlıkla söylemek isterim; algı yönetimi ve manipilasyon merkezleri bir kişinin bir yıl boyunca arttığı twitlerden, yaptığı facebook, ınstagram paylaşımlarından, ziyaretlerinden, gittiği yerlerden yaptıkları analizlerle tanımadıkları bireylerin kişilik haritalarını rahatlıkla çıkartabiliyor. Böylelikle kişilik haritalarına göre yöntemler uygulamaya konuluyor.

Hepimiz biliyoruz ki özgürlüklerin sonuna kadar kullanılabildiği bir dünya, diğer taraftan güvenlik problemlerini beraberinde getiriyor. Korku, güvenlik kaygısı ve fakirlik ise günümüzde en etkili “satış aracı”dır. “Şeytan sizi fakirlikle korkutur.” Teknoloji de bizi güvenlikle korkutuyor galiba!

WhatsApp’ta olduğu gibi insanlar güvenlik kaygısıyla bir anda dijital göç başlatarak başka uygulamalara yöneldi. Şimdi geriye şu kaldı: WhatsApp uygulaması öldü mü? / Dünya ıssız kaldı mı? Telegram öcün aldı mı? Şimdi vatandaş ne yapar? Firmalar yarar gözetti. / Gizli tuzaklar üretti. / Telegram ve Bip kaçanları kaptı. Kalanlar nasıl kurtulur?

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir