“Dijital Bayram”ın hissettirdikleri

Koronavirüs nedeniyle evde hayatın olduğunu, hayatın eve sığdığını, sosyal mesafenin azaltılıp sokakların kapatıldığını “öğreniyoruz” derken; ilk defa bir bayramda 3 gün boyunca sokağa çıkma kısıtlamasıyla  “Dijital Bayramı” da tecrübe etmiş olduk.

Müslümanlar, “On bir ayın sultanı” olarak nitelendirilen Ramazan-ı Şerif’te oruç farizasını yerine getirip bayram sabahına erişmenin heyecanını yaşarlardı. 2020’de bu heyecan yerini Covid-19 tedirginliğine bıraktı, hatta tedirginlikten öteye geçip korkuya dönüştü.

İlk on beş gün “merhaba” diyerek karşılanan Ramazan-ı Şerif, son on beş gün “elveda” diyerek uğurlanırdı. Koronavirüs nedeniyle iftar sofraları misafirsiz, bu seneki “elveda” ise bir hayli hüzünlü oldu.

Otuz günlük oruç farizasının mükâfatlarından biri olan bayram sabahına boynumuz bükük uyandık. Vakit namazları, Cuma namazı derken, bir de bayramda saf tutamayıp yine musafahalaşamadık…

Ocak ayında Çin’de baş gösterip, mart ayında ülkemizde görülmeye başlayan Koronavirüs salgını, hepimizin yaşamını değiştirdi. Sosyal mesafe, izolasyon diyerek bir anda eve kapandık. Tedbir alıp, tevekkül ettik… Dünyadaki olağanüstü tedbirler, yayımlanan genelgeler, açıklanan cezalar bir süre sonra “korku iklimine” dönüştü ve bu korku sanki Koronavirüsü bir tık geride bıraktı. Yani korku, Koronavirüsten daha hızlı yayıldı.

Neredeyse her cümlenin başında “Dijital” ile başlayan kavramlar kullanmaya başladık. Bu yılki Ramazan programları internet ortamına, sosyal medya hesaplarına taşındı. Devlet yönetimi online toplantılar üzerinden idare ettirildi. Siyasetçiler “online salvolar” savurdu. Kaprisler, hakaretler, şovlar kısacası birçok eylem ve söylem dijital ortama taşındı.

Dijital para, dijital bankacılık, dijital eğitim, dijital dünya derken, bir de “Dijital Bayram” yaşadık. Ve hissettik ki “Dijitalleşerek kontrol altına alındık.”

Öyle ki sokağa çıkma kısıtlamasının yaşandığı bu Ramazan Bayramı’nda hepimiz “Akıllı, akılsız” demeden, telefonlara sarıldık. Sevincimizi ve üzüntümüzü online olarak yaşayıp “Dijital Bayramı” hissettik.

Sosyal mesafe deyip el öpemeyenler, şişme eldivenlere sopa bağlayıp el öptürdü ve herkesi güldürdü. Bayram harçlığı geleneğini sürdürmek isteyenler, paraları maşalarla tutup çocukların yüzünü yine güldürdü, hepimize geçmişi düşündürdü.

Sokak sokak dolaşıp, kapı kapı bayramlaşıp, el öpüp kucaklaştığımız bayramları aradık. Çocukluğumuzu, çocukluğumuzdaki bayramlarda aynı eve ikinci kez gidip, daha fazla bayram ikramı toplamanın yollarını, dönüp bir de helalleşmenin sırlarını anladık. Fıstığından fındığına, şekerinden çikolatasına dönüp dönüp saydığımız o anları özledik.

Bir kez daha “Nerede o eski bayramlar” dediğimiz günlerin kıymetini anlayıp, özlemini hissettik…

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir