Devletine ve milletine ihtişam veren Kanuni

Tarihi şahsiyetlerin yer aldığı  “Muhteşem Yüzyıl” dizisi ve vizyona giren “Hür Adam” filmi, tartışmaların odağındaki yerini aldı. Tabii bir de geçmişteki filmler…

Her zaman olduğu gibi bu tartışmanın içerisine de Atatürk’ün ismini dâhil etmeye ‘hevesinde’ olanlar var! Bunlar, yeni ‘senaryolar’ için son sürat çalışıyorlar! Birazdan nasıl olduğunu anlayacaksınız. Reha Muhtar’ın cumartesi günkü yazısının başlığı şöyleydi: “Osmanlı’da ayağa kalkanlar Mustafa’da niye sus pustu?”

Bu başlığı atan Muhtar, sonrasında da “Osmanlı’da hareme ve içkiye ayağa kalkanlar, ‘Mustafa’ filminde niye sus pustular? Fikriye olayını araştırmakla, Hürrem Sultan’ı anlatmak arasında bir fark yok...” şeklinde yazısını devam ettirerek, Atatürk’ün ismini bu tartışmanın odağına yerleştirdi. Bir başka örnek de “Bediüzzaman Said-i Nursi ile Mustafa Kemal arasında yaşandığı varsayılan bir sohbet. Said-i Nursi’nin, Atatürk karşısında ayak ayaküstüne atması ve Atatürk’e gönderdiği mektup”  da bir diğer tartışmanın konusunu oluşturuyor.

Bu tartışmanın daha çok uzun süre devam edeceğini var sayarak biz “Muhteşem Yüzyıl”a geri dönelim. 16. asır tarihimize 46 yıllık saltanatı ile mührünü basan şanlı padişah, Avrupalıların, ‘Muhteşem’ sıfatını kullandıkları, Akdeniz’i, Kızıldeniz’i ve Basra Körfezi’ni birer Müslüman Türk gölü haline getirip, Osmanlı Sancağı’nı Umman ve Hint Denizlerinde dalgalandıran Sultan Süleyman... Kendi döneminde adaletiyle, idaresiyle, iktisadi, ilmi, kültürel, sanatsal faaliyetleriyle bütün dünyaya örnek olmuş bir Kanunî’den bahsediyoruz.

Oryantalizmin tavan yaptığı senaryolarla halkın zihnini karıştırmaya çalışanların bu ‘çabası’ Osmanlı’yı ‘rencide etmek’tir. “Devletin baht yıldızı idi, ama kendi bahtının yıldızı o kadar parlak olmadı” mısralarıyla anlatılan, 4 oğlunun ölümünü görüp, ‘devletin bekası için’ bunlardan 2’sinin ölüm emrini verme ızdırabına katlanmak zorunda kalan Kanunî Sultan Süleyman, yeni nesillere tam bir ‘şehvet rezaleti’ ile anlatılıyor!

‘Dervişin fikri ne ise zikri de odur’ misali, fikirleri oryantalizm olanlar, zikirlerini de ondan yana kullanmak için gerçekleri(!) yeni ‘seneryo’larla anlatma gayretindeler! Osmanlı tarihinde bir devirin kapandığı, Türk milletinin binlerce yıllık macerasında erişebildiği en yüksek noktayı temsil eden Kanunî’nin hayatını; ‘kadın, eğlence ve içki’ üzerine kurgulayıp, o şanlı tarihi ayaklar altına almaya kimsenin hakkı yoktur!

Himayesi altındaki bir devlete yapılan tecavüzü önlemek üzere seferden sefere koşan ecdadı, ‘aklında ve fikrinde sadece kadın varmış’çasına göstermek ne kadar doğru bir tarih anlayışıdır? Bunu sorgulamak için tarihçi olmaya gerek var mıdır? Kırk altı yıl boyunca Tebriz’den Viyana’ya kadar zaferden zafere koşan bir nesle atfen kullanılan dil ve eylem arasındaki büyük çelişkinin izahı mümkün müdür? “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Divan toplantısını açıyorum” diyen bir dile karşılık, padişah adına bilmem ‘hangi kadının neresini kontrol etmek’ sapıklıktan başka nedir?

Kanunî’nin mütevazı bir hayat yaşadığını birçok kaynaktan okuduğumuz gibi, Prof. Dr. Erol Güngör’ün “Tarihte Türkler” kitabından da okumak mümkündür. Güngör’ün kitabından aktaracak olursak: “Aşırılıklardan hep kaçındı. Zenginlik içinde mütevazı sayılabilecek bir hayat sürdü. Batıllar ona ‘Muhteşem Süleyman’ adını veriyorlardı. Ama o kendinden çok devletine ve milletine ihtişam vermişti… Süleyman Han, yaptığı işleri kanuna uygun kılmayı prensip edinmiştir. (…)Kanun ve nizamlara gösterdiği fevkalade riayet yüzünden ‘Kanunî’ unvanı ile yâd edilmiş, bu unvan adeta ona isim olmuştur.”

72 yaşında iken,  o meşakkatli yolculuğa çıkarak Hakk’ın emanetini harp meydanında teslim etmek isteyip; son nefesini top, tüfek sesleri; kılıç şakırtıları arasında teslim-i ruh etmiş bir padişahı, ‘her gün bir kadınla yatan’ şeklinde göstermek cahillik alametidir. Bütün hayatı boyunca adımlarını, Allah rızası için atmaya çalışmış olan bu cihangir padişah, Tevhid uğruna hiçbir fedakârlığı göze almaktan çekinmemiştir. “Allah Allah diyelim, sancak-ı şahı çekelim, Yürüyüp her yandan Şark’a sipahi çekelim.” diyen de O’dur. (Muhibbi mahlası)

Allah’ın kudretini bilip, O’ndan himaye isteyerek Hz. Muhammed’din ümmetinden yardım niyaz eden, Türklerin kendisine ‘Kanunî ve Gazi’; Avrupalıların ise ‘Muhteşem’ dedikleri Süleyman Han’ı “farklı kişilik”te göstermek doğru değildir.

Unutulanlar: Dünyada hiçbir düşmanın eğemediği başları, Allah’ın emrine tevekkül içinde eğen, vefat ettiğinde Belgrad halkının elbise yerine çul giyip feryat ve figana başladığı Sultan Süleyman’ın saltanatı sona erse de Allah’ın saltanatı sonsuzdur unutmayalım.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir