Dava bilinci nedir, dava arkadaşlığı sizin için ne ifade ediyor?

Bazı kitap projeleri nedeniyle uzun zamandır haftalık köşe yazılarımızı kaleme almayı ihmal ettik. Hal böyle olunca yazacak çok konu birikti. Geçmişte aldığı notlarımı incelerken karşıma Aliya İzetbegoviç hakkında anlatılan bir anekdot çıktı. O anekdotun içeriği bugün neredeyse bütün siyasetçilerin diline pelesenk olan “Dava bilinci, dava arkadaşlığı” ile ilgili.

Aliya ile ilgili hatıraya geçmeden önce birkaç hususa değinmek isterim. Bugün eline mikrofonu alan, ekranda yer kapan, gazete köşelerinde nöbet tutan hemen herkes fırsatını buldukça dava bilincinden dem vuruyor. Özellikle siyasetçiler akşam dava bilinci ile yatıyor, sabah dava bilinci ile kalkıyor. Hele ki partilerin içinden yeni çıkan oluşumlara karşı “Davaya ihanet etti, davayı sattı” algısı, söylemi ile çok ciddi eleştiriler getiriliyor. Davadan anlaşılan nedir?

Dava bilinci kimine göre Kur’an’ın vazettiği, Hz. Peygamberin örnekliğinde İslami şuur ve bilinçle yaşamaktır. Kur’an ve sünnet rehberliğinde bir hayat sürmek, onun gösterdiği yolda ilerlemektir. Kimine göre benimsediği ideoloji çerçevesinde, örnek aldığı liderin yolunda bir çizgiyi benimsemektir. Siyasetçilere göre ise “Bendensen, benim yanımda isen, benim partimde isen, benim yolumda isen senden daha dava bilincine sahip kimse yok” demektir. Siyasetçilerde dava bilinci, kendisiyle birlikteysen eleştiri kabul etmez, yanlış görülmez, hakikat her yerde söylenmez!

Bugün aktif siyasete ve günlük yaşama dönüp baktığınızda AK Parti’den, CHP’den, MHP’den, Saadet Partisi (veya Refah çizgisinden) ayrılan, parti kuran herkes mutlaka “davaya ihanetle” itham edilmiştir ve ediliyordur. Bunu kuvvetlendirmek için de özellikle muhafazakâr kesimde Üstad Necip Fazıl’ın Sakarya şiirinden alıntı yapılarak “Rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur/ Sırtına Sakarya’nın Türk tarihi vurulur/ Eyvah eyvah Sakarya’m sana mı düştü bu yük/ Bu dava hor bu dava öksüz bu dava büyük” dizeleri yankılanır.

Evet, dava önemlidir, dava büyüktür ama kimin, ne şekilde anladığı önemli! Peki, Bosna direnişinin sembol ismi, hepimizin en azından ismini bildiğimiz Aliya İzetbegoviç’te dava bilinci nasılmış?

Aliya İzetbegoviç, Yugoslavya döneminde Mareşal Tito’nun yıllarca komünist baskısına ve sindirmesine maruz kalır.  Bu baskılara rağmen arkadaşlarıyla birlikte ‘Genç Müslümanlar Hareketi’ diye bir teşkilat kurar. Bu teşkilatın merkezi ve üyeleri sürekli polis baskınına, operasyonlara, baskılara maruz kalır. Her türlü baskı ve zulme karşı Genç Müslümanlar Hareketi’nin üyelerinin bir kısmı içeri alınınca diğer gruplar mücadeleyi sürdürür.

Aliya İzetbegoviç’in 1969’da kaleme aldığı ve fikir dünyasının temel taşı olan “İslam Deklarasyonu” kitabı dünya çapında yankı uyandırınca, Yugoslavya’nın Tito rejimi tarafından ‘tehdit’ olarak algılanır ve 1983’te Saraybosna’da görülmekte olan “Genç Müslümanlar” davasının en önemli delili olarak sunulur. Aliya 14 yıl mahkûmiyet kararı alır. Cezası 11 yıl olarak onanan Aliya, 1988’de çıkarılan aftan yararlanarak serbest bırakılır.

Aliya cezaevine alındığında gerideki dava arkadaşları mücadeleyi sürdürüyorlar. Aliya’nın yakın dava arkadaşları bir akşam teşkilat merkezinde geç saatlere kadar toplantı yaparlar. Gecenin ilerlemiş bir saatinde kapı tıkırtısı gelir ve içerdekiler yeni bir polis baskını diye tedirgin olmaya başlarlar. O esnada Aliya'nın çok yakın dava arkadaşı derki “Tedirgin olmaya gerek yok! Bu kapı tıkırtısı Aliya’nın kapı tıkırtısına benziyor. Biz Aliya’yı kapı tıkırtısından tanırız.” Ama Aliya cezaevindedir, nasıl olur diye şaşkınlıkla birbirlerine bakarlar. Kapıyı açtıklarında karşılarında duran kişi Aliya İzetbegoviç’tir!

Öyle bir dava bilinci vardır ki Aliya cezaevinden salıverilince ilk gittiği adres evi değil, eşi değil, çocukları değil; gecenin ilerleyen saatine rağmen dava arkadaşlarının bulunduğu teşkilat merkezine gidiyor.  

Düşünün yıllarca cezaevinde kalacaksınız, çıktığınız günün gecesinde başka yere gitmeyip, direkt dava arkadaşlarının bulunduğu teşkilat merkezine gidiyorsunuz. Ve orada öyle bir dava birlikteliği, kardeşliği var ki birbirlerini kapı tıkırtısından bile tanıyabilecek bir ruha sahipler. Aliya’ya “Acelen neydi, neden hemen buraya geldin?” diye sorduklarında Aliya’nın verdiği cevap enteresandır: “Cezaevinden çıktım, şimdi dışarıdayım, bu saatte buraya gelmemin sebebi; bana düşen görev nedir, onu öğrenmeye geldim.”

Peki, gününüzde durum nedir? Yukarıda biraz bahsettik. Hepimiz doğduk, büyüdük, yaş alıp ihtiyarlığa doğru gidiyoruz. Zor günler yaşıyoruz, çok büyük acılara şahitlik ediyoruz. “Dava arkadaşımız” dediklerimizin halini, hatırını kendi gönlümüzce, kendi isteğimizle ‘Bana düşen bir görev var mı, senin için ne yapabilirim?’ diye sorabiliyor muyuz? Yoksa onların gelmesini, yalvarmasını bekleyip nazlanıyor muyuz? ‘Vaktim olursa, boş zaman bulursam arar sorarım, katkı sağlarım’ mı diyoruz?

“Dava bilinci nedir, dava arkadaşlığı sizin için ne ifade ediyor?” sorusunu herkes kendine sormalı.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir