Bunları arşivinizde saklarsınız artık

12 Eylül Anayasası’nı değiştirmek için sözün millete ait olacağı 12 Eylül 2010 gününe yaklaştıkça ilginç görüntülere tanık olacağız. Partiler hazırlıklarına bütün hızıyla başladı. Yakında mitingler başlayacak ve yeni sloganlar geliştirilecek.

CHP’nin sloganlarından birkaçını, İsmail Küçükkaya’nın yazısından aktaralım. CHP İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek’in ifade ettiği o sloganlar: “Kerpiç evde ölmek kader değildir, referanduma hayır.” “Madende ölmek kader değildir referanduma hayır.” “Anayasa paketi aş iş getiriyor mu referanduma hayır”, “Hayırsıza hayır…” Bu sloganlara bakınca, bilbordlarda bunları göreceğimiz anlamını çıkarmak yanlış olmaz herhalde. CHP olmazsa bizleri kim tebessüm ettirecek diye düşünüyorum. İyi ki varsın CHP!

Bu sloganlar işin esprisiydi, asıl önemli olan ve arşivlerde saklanması gereken görüntülere bakalım. 1991’de Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) ile Halkın Emek Partisi (HEP) işbirliği yapmışlardı. (Geçtiğimiz yerel seçimlerde Murat Karayalçın’ın Anakara Büyükşehir Belediye başkanı adaylığı sırasında o görüntüler sıkça kullanıldı, hepiniz hatırlayacaksınızdır.)

SHP, seçimlere katılmayan HEP adaylarına Güneydoğu illerinin listelerinde yer verdi. Bu destek sayesinde SHP’nin oyları Güneydoğu’da yüzde 34’e yükselmişti. Seçimlerden sonra TBMM açılışında Kürt kökenli milletvekilleri Kürtçe yemin etmeye kalkışmış ve ortalık karışmıştı. 21 Mart 1992 Nevruz Bayramı’nda çıkan olaylar sonucunda da SHP içindeki HEP kökenliler partiden istifa ettiler vs. Bu görüntülere tanık olduk…

Şimdi işin rengi biraz daha değişti. CHP ile HEP’i yan yana gördük görmesine (SHP, 1980’de kapatılan CHP’nin yerine kurulmuştu) ama MHP ile BDP’yi nasıl göreceğiz onu merak ediyorum. O zamanki HEP, sonradan birçok isimle yeniden kuruldu ve kapatıldı, şimdi oldu BDP. Anayasa Mahkemesi’nin vesayetçi yapısından bu üç parti de nasibini almıştır. CHP, yani Atatürk’ün partisi kapatılmış, MHP’de Ülkücüler en kötü işkencelere maruz kalmış, BDP’de de Diyarbakır DGM’yi kimse unutmamıştır. Bunun yanı sıra partileri 5 kez kapatılmış.

Anayasa Mahkemesi’nin vesayetçi yapısının kırılması, köken ayrımı yapılmadan hepimizi rahatlatacaksa eğer, bunda Kürt kökenli insanımız ‘hayır’ diyebilir mi? HSYK’nın, yüksek yargının hegemonyasından kurtulması, daha çoğulcu bir yapıya bürünmesinden sadece Türkler mi faydalanacak? Böyle olsaydı, Bahçeli bu referanduma ‘hayır’ demezdi herhalde! Memura toplu sözleşme hakkının verilmesinden Kürt kökenli memurlar da faydalanmayacak mı? Kürt işçi ve memurların garantisini BDP verebiliyor mu ki, Kürt kökenli vatandaşlara seslenerek ‘referanduma boykot çağrısı’ yapıyor?

Çocuklar, yaşlılar ve özürlüler için getirilen pozitif ayırımcılıktan yararlananların ırklarına bakılmayacak. Bugün çok tartışılan “Taş atan çocuklar yasası” kimin için yapılıyor? Hâkim kararı olmadan yurtdışına çıkışları engellenenler arasında Kürt kökenliler yok mu, onlar da bu zorluklarla karşılaşmıyorlar mı? Bugün Ahmet Türk’e ve Aysel Tuğluk’a verilen siyaset yasağı karşısında, bu iki isme oy verenlere sorsanız, bu yetkinin Anayasa Mahkemesi’nden alınmasına razı olmayacaklar mı? Tabii, bunu anlatmak lazım!

Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk büyük çoğunlukla Kürt oylarıyla seçilmişti. Bu yetkinin AYM’nin elinden alınması yetmez mi ki, BDP, TBMM’deki “parti kapatmayı zorlaştıran değişiklik maddesi” görüşülürken buna katılmadı? Bu durumda, Ahmet Türk’e ve Aysel Tuğluk’a oy verenlerin sandığa gidip ‘evet’ demeleri, en başta yasaklı vekillerine karşı görevleri ol(a)maz mı? Faili meçhul cinayetle suçlanan askerlerin yargılanması, suçluların suçunu çekmesini istemezler mi? JİTEM’in öldürdüğü söylenen, yazılan Vedat Aydın, Musa Anter ve Mehmet Sincar gibi isimler, Güneydoğu halkının sevdiği isimler değil miydi? Güneydoğu’da, halkın şikâyetçi olduğu JİTEM içinde suça bulaşanların yargılanmasını istemezler mi?

Yıllarca gözaltında kaybolan, cesetlerine bile ulaşılamayanların yakınları, onların yasını tutanların elleri ‘hayır’ oyunu kullanabilecekler mi? Bu masum halka, bu gerçekler böyle anlatılırsa, inanıyorum ki, onlar da sandık başına gittiklerinde, vicdanları neyi yapmak istiyorsa, o yönde karar vereceklerdir. Silah zoruyla, bölücülük sloganlarıyla, Aydın’da “Sen açıldıkça analarımız ağlıyor” pankartı açarak, insanları kışkırtmakla olmuyor, olamaz da.

Unutulanlar: İki gün önceki yazımızda CHP’de burunlar uzamaya başladı demiştim. MHP ile BDP’nin aynı karede yer alacağı görüntülerde yüzler nasıl yansıyacak bunu da hep birlikte göreceğiz. Cem Ersever’in  “MHP’nin yan örgütü Ülkü-Bir’i” açma çabasına girdiğini ve “Buradaki Kürtleri imha etmeden Silopi’den ayrılmayacağım” dediğini bilenler, neye ‘hayır’ diyeceklerini bir kez daha düşünürler herhalde!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir