Bugün Kemalist olalım ama… (1)

“Çağdaş bir ulus oluşturmanın yolu, tam bağımsız bir siyasal yapılanma ile mümkündür” diyen Mustafa Kemal’in sözünü hatırladıkça, emperyalizme karşı mücadele ederek Cumhuriyet’in koruyucusu olmam gerektiğine inanıyorum. Vatan, millet sevgisini yüreğinde yaşatan bir Türk genci olarak bunu bir görev biliyorum.

Ancak yapılan tanımlar ve ortaya konan tezler, insanları bu düşüncelerinden caydırabiliyor. Okuyan, araştıran insanları, içi boş veya amacından saptırılmış kavramlarla kandırmak çok zor olacaktır elbette. Bunun yanı sıra bir de okumadan, araştırmadan “mahalle baskısıyla” bazı kavramlara inanmak zorunda kalanlar elbette çabuk kandırılacaklardır.

Kemalizm, Atatürkçülük, laiklik, kimi zaman birçok kez değiştirilen ve dönemin şartlarına göre yorumlanan kavramlardan birkaçıdır. Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak için atılan adımlarda yapılan Kemalizm tanımıyla, İsmet İnönü döneminde, çok partili hayata geçişte ve günümüzdeki yapılan tanımlar arasında çok büyük fark olduğunu hepimiz görebiliyoruz.

Aşağıdan yukarıya, seçmenden seçilene doğru kurulan bir cumhuriyet ile, millete dayanan hükümet sistemleri ve yönetimleri düşündüğümüzde, “işte millete dayalı bir Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli budur” diyebiliyoruz. Bu temel tez, birçok kez değiştirildi ve yeri geldiği zaman bunlar sözde kaldı. İnsanların düşüncelerini açıklayabilmeleri hür ve demokratik ortamda mümkündür. Dolayısıyla, Mustafa Kemal de, zaman zaman çok partili hayata geçmeyi denemiştir. Ancak bunda başarı sağlanamamıştır.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası - (17 Kasım 1924- 5 Haziran 1925) ve Serbest Cumhuriyet Fırkası (12 Ağustos 1930- 17 Kasım 1930) örneğinde olduğu gibi. Yıllarca çok partili yönetim denendi ama buna engel olundu. Uygulamada “biz yaptık oldu” anlayışı prim yaptı.

Dolayısıyla kavramların içinin boşaltılması ve bu kavramların uygulamadaki ‘tutarsızlığı’nın kaynağı söylemle eylem arasındaki ‘çatışma’dır. Kemalizm’in birçok tanımı vardır. Bunlardan en çok bilineni ve bugün de eleştirileni şunlardır:

“Kemalizm, Müslüman’ı Türkleştirerek bir millet oluşturma modeliydi. Ulus devlet modelini benimsemişti.”(Anıl Çeçen) Bu ulus-devlet oluşturmaya karşı çıkanlardan beklide en ‘dirayetli’ olanlar Kürtlerdi. Çünkü Kemalizm’in Türkleştirmesine karşı çıktılar. Bugün de “Ne mutlu Türküm diyene” demek istemeyen Kürtlere, çıkış yolu adına şu cahilce cümleler sarf ediliyor: “Ya sev ya terk et.” Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılırken benimsenen Kemalist ideoloji, yıllar geçtikçe tartışıldı ve tartışılmaya devam ediyor.

Kemalizm’i, Fransız bilim adamı Maurice Duverger nasıl tanımlanıyor? “Kemalizm, gelişmekte olan ülkeler için komünizmin alternatifi olarak görünmeye başlamıştır. Mustafa Kemal’in izlediği yolun ve kendine özgü bir yöntemle geliştirdiği düşüncelerinin genel adı haline gelmiştir.” (Çeçen, Anıl, Kemalizm)

Bu tanımlamaları ele alırken, Kemalizm’in felsefi, hukuki, kültürel, siyasal, ekonomik temellerini de birlikte düşünmek gerekir. Kemalizm’in felsefi temelinin her şey için en gerçek yol gösterici olarak bilimi kabul ettiği anlatılır ve bilinir. Bu felsefi amacın dışına çıkılarak çoğu kez gerçek bilimden uzaklaştırılıyoruz.

Kemalizm, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolun önderliğini yapmıştır. Kemalizm bir akım olarak Kuvay-ı Milliye hareketinden kaynaklanmıştır. Misak-ı Milli kararı, Kuvay-ı Milliye hareketinin hukuksal dayanağı olmuş ve bir anlamda Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişin hukuksal belgesi niteliği taşımıştır.

Yeni bir devletin hukuksal, kültürel, ekonomik, sosyal, siyasal vs. dayanak noktası Kemaliz ideolojisine çıkıyor. TBMM açıldığında ulus-devlet kuruluşunda resmi bir görünüm kazandırılarak ilk adım atılmıştı. Ulus-devlet, kendi kuruluşunu tamamlayarak ve kendi gücünü bütün yurtta, yani Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan halk kitlelerine kabul ettirmeye öncelik veriyordu.

İşte bu halk kitlelerine kabul ettirmeye öncelik verilirken, birçok farklı ırka ‘sen Türksün’ dedirttiriliyordu. Böylece çeşitli isyanlarla karşılaşıldı. Kürtler ‘biz Kürt’üz deyince ‘çatışma’ kaçınılmaz oluyordu. Şunu da belirtelim ki, M. Kemal insanların geldiği köken ile uğraşmıyordu.

Kemalizm, kendine özgü koşulları ile Türkiye’nin gerçeklerinden doğan bir devrim olarak diğer devrimlerden farklıydı. Kemalist devrimin, emperyalizme karşı tüm mazlum uluslara bir kurtuluş ışığı yaktığına inanılıyor. Kendi içinde çıkan etnik çatışmalara bakıldığında, bunun tamda gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Bunların sonucunda ortaya şöyle bir tez çıkıyor: Kemalizm’in amacı, uygulayıcılar tarafından saptırılıyor. Bu uygulayıcıların düşünceleri ışığında bugün Kemalist olalım ama nasıl? Bunu şu an içinde bulunduğumuz, etnik çatışma zemininin oluşturulmaya çalışıldığı bir ortamda düşünmekte fayda var.

Unutulanlar: Kendilerini Kemalist zanneden bazı kişiler, Atatürk’ün isminin dışında, onun mücadelesini, ilkelerini, gösterdiği hedefi, yaptığı icraatları, kurduğu Türkiye Cumhuriyeti sevdasını unuttular. Bunun yerine ‘rozet Atatürkçülüğünü’ savunur oldular.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir