Bu sınava herkesi kapsıyor

12 Eylül’de oylanacak olan Anayasa Değişiklik Paketi sadece siyasetçilerin değil, hemen herkesin sınavı haline geldi. Çünkü adına “Milletin anayasası” deniliyor. Durum böyle olunca aktörler siyasetçiler olsa da, muhatap yine milletin kendisidir.

“Demokratik Açılım”la başlayıp, “Anayasa Değişiklik Paketi” ile devam eden süreçte siyasetçiler arasında olduğu kadar, sivil vatandaş arasında da çekişmeler yaşandı ve yaşanıyor. Süreç ilerledikçe yeni teoriler ortaya atıldı. Bir ara 35. Madde sınavı verilmek istendi yarıda kaldı. En son “PKK ile anlaşıldı” denilmişti. Sonra ‘sessizce’ genel af dillendirildi ve Tunceli’de kaldı. Ardından ‘bertaraf’ etmeler gündemi meşgul etti.

Fındıktan, kayısıdan fayda gelmedi. Başörtüsü gündeme getirildi. Yine ertesi gün unutuldu ya da unutturuldu. Havuzlu villa tartışmaları başladı. Tartışan siyasetçiler baktılar ki “ikimizin de havuz var, en iyisi yeni şey bulalım.” Bu defa işin içine “soy” girdi. Bugünlerde ondan da vazgeçiliyor. Bu gece uyuyup yarın ne söyleyecekler çok merak ediyorum.

Yeni teorilerden biri de “Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, AK Parti’den milletvekili olacak, o nedenle ‘pakete’ destek veriyorlar” deniliyor. Kimileri de şimdiden CHP-MHP koalisyonunu kurmaya çalışarak, ‘bakanlık’ koltuklarını dağıtmaya başlıyor. Bir de “Haliç’teki Simonlar” girdi işin içine.

Şimdi asıl gündemi 3 Eylül’de Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır’a gidip orada yapacağı miting oluşturacak. “Acaba Başbakan orada ne söyleyecek?” sorusuna cevap aranıyor şu günlerde. Ben diyorum ki Diyarbakır’da hiçbir şey olmayacak sadece şu garantiler verilecek –ki baştan söylenmişti- “yeni bir anayasayı 2011 seçimlerinden sonra hep birlikte, mutabakat arayarak yapacağız, onun için şimdi sizlerden bunun yolunu açacak olan halkoylamasına ‘evet’ demenizi istiyorum.”

Bir de şunun sözü verilecektir: Hürriyet gazetesinden Fatih Çekirge’nin dünkü yazısında şu ifadelere yer verilmişti: “Şırnak’ta sabah uyananlar evlerinin önünde şöyle bir not görüyorlar ‘12 Eylül günü sakın sandığa gitmeyin. Gidenler tespit edilip cezalandırılacaktır!’

İşte bunun için “Sandığa gidin, korkmayın! Biz gerekli güvenlik önlemini alacağız” sözü verilecek. Bunun dışında BDP’nin imkânsız gibi görünen beklentilerine ‘evet’ deyip de, diğer bölgelerden ‘hayır’a yol vermek akıl işi olmasa gerek. Başbakan da bunu yapmayacaktır. Ama şunu unutmamak gerekir ki, 2009 Yerel Seçimlerinde Doğu ve Güneydoğu’daki oylar üzerinde çok değişik oyunlar oynandığı ifadeleri kulağımıza geldi. Bu defa bunların önüne geçilir mi bilmem.

Tüm bu söylemlerle halkın karşısına çıkan siyasetçiler ve ortaya atılan iddialar kutuplaşmayı daha da arttırıyor. Bu iddiaların peşine başta biz yazarlar olmak üzere,  STK’lar, aydınlar, da dâhil oluyoruz. Ondan sonra da “Taraf ve bertaraf” olmak üzere iki kutup oluşuyor. Ve demokrasi adına yanlış ifadeler kullanılıyor.

Kimse düşüncesinden ve kararından dolayı ‘taraf ve bertaraf’ olarak değerlendirilmemelidir. Fırsatları iyi değerlendiren değerli yazarlarımız her gün “Min şerrin evet” diyecek duruma geldiler. Çünkü “Hayır’da hayır var!” dediler. Her sabah biliyorum ki Ahmet Hakan, Anayasa değişikliğine ‘evet’ diyenlere ya da ‘evet’ denilmesi gerekenlere bir şey yazacak. Can Ataklı çıkıp TV ekranlarında “hayır oyları evet’lerden önde” diye bağırıp çağıracak.

Ekrem Dumanlı çıkıp “Niye telaşlanıyorsunuz” diye sorarken Mehmet Ali Birand da “Bu halkoylamasında ben de ‘evet’ oyu kullanacağım” diyor. Yani, herkes bu sınava dâhil oldu.

Unutulanlar: 12 Eylül 1980’de zorla ‘evet’ oyu kullandıranlardan farklı olmak istiyorsanız, herkesi özgür iradesiyle baş başa bırakmalısınız. Size düşen, fındığı fıstığı ya da SGK’daki yolsuzluğu veya ırkçılığı, özerkliği anlatmak değil; Anayasadaki değişikliği anlatmaktır. Geçmişten medet ummayı bırakın, gelecek adına neler yapabiliriz, onu düşünün!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir