Bravo size başardınız(!)

Başaramayacağınız işleri başarmak üzere harcadığınız yoğun çabalarınız karşılıksız kalmıyor ve kendinize yeni malzeme üretiyorsunuz.

Ayrımcılıktan yakınan herkes yeri geldiği zaman har vurup harman savuruyor. Ayrımcılığa maruz kalanları savunayım derken kendi yaptıkları ayrımcılığı gözden kaçırıyorlar. Geçtiğimiz günlerde (Salı günü) “İki taraf da endişeli” başlıklı yazımı kaleme alırken, Trabzon, Ağrı ve Van ziyaretim sonrası, oradaki insanların konuşmalarındaki tedirginliği anlatmaya çalıştım. O endişeyi de şu cümlelerle kaydetmiştim:

“Bölünürüz, parçalanırız, mahvoluruz’ endişesi taşıyanlara karşın bizler böyle bir endişe taşımasak da bu tartışmalardaki Marksist söylemin dikkatimizi çektiğini belirtmemiz gerekir. Endişeye neden olan belki de bu ‘dil’(söylem) idi. Belli bir olgunluk çerçevesinde her türlü konu konuşulup, her türlü mesele masaya yatırılabilmeli. Bu yapılırken de Kürt siyasetinin öncelikle kendi içerisinde ‘demokratikleşmesi’ ve ‘dilini’(söylemini) değiştirmesi gerekir.”

Şimdi buna bir ek daha yaparak başlıkta “Bravo başardınız(!)” dediğimiz noktayı aydınlama çalışalım. “İki dil, özerklik” tartışmaları başladığında, birileri yeni ‘haritalar’ hazırlamaya başladı. Tıpkı 12 Eylül 2010 Referandumu’ndaki ‘evet-hayır’ renklerini temsilen hazırlanan haritalar gibi.

O dönemde de Türkiye’yi “Evet, hayır ve boykot” oylarıyla ‘ayırmaya’ çalıştılar. Birinci ayrıştırmayı değerli medyamız üç ay önce bu şekilde başlattı. Bunun sonucunu da hep birlikte gördük. Şimdi ikinci ‘ayrımcılık’ başlıyor. Bu defa da “iç Anadolu’da Sünni Müslüman ittifakı, kıyılarda, büyük şehirlerde ve kent merkezlerinde yüzü Batı’ya dönük bir Türkiye, Güneydoğu’da ise özerk bir bölge”yi temsil eden yeni ‘harita ayrıştırmaları.’

“Sahil Partisi” söyleminden “Sahil Ülkesi” söylemine doğru evrilir olduk! Bunları duymanın ötesinde, bunun zeminini oluşturmaya başlayanlar var. “Ayrıştık, bittik” diyenlere ‘destek’ niteliğinde yapılan yayınlar, amacına ulaşıyor(!) çok şükür. Türk-Kürt, Sünni-Alevi, ayrımının fitilini ateşlemek için son ‘gazlarını’ da tüketmeye çalışanlar, ne yazık ki başaramıyorlar, başaramayacaklar da.

Siyasetçilerin bir kısmının Kürtçe konuşması öyle bir paniğe neden oldu ki neredeyse “Resmi dil Kürtçe olsun” talepleri varmış gibi haberler yapıldı. Devletin zirvesinden en alt yönetimine kadar bir panik oluşturmaya çalıştılar. Bunu yaparken de asıl ayrımcılığı ateşlediler. Çarşamba günkü Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında alınan kararlardan yansıyan bilgilerde “Tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devlet ve resmi dilin Türkçe olduğu” vurgusu yapılınca “Ha, tamam. Bunlar ülkeyi satmıyorlarmış!” denildi.

Bunların ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Diyarbakır gezisi öncesi medyada yer alan haberleri dikkatlice okuduğunuzda, bu ziyaretin sadece “Kürtçe üzerine” kurulu anlamı taşıdığı vurgulanmaya çalışıldı. Yukarıda da belirttiğimiz gibi belli bir olgunluk çerçevesinde her türlü konu konuşulup, her türlü meselenin masaya yatırılabileceğini Gül’ün ziyaretinde gördük.

Ayrımcılığı tetikleyen haberlere yönelik en güzel cevap, konvoyu ile birlikte Diyarbakır caddelerinde ilerlemeye çalışan Cumhurbaşkanı Gül’e verilen mektuplarda idi: “Bana verilen mektuplarda, kadınlar, gençler hep iş istiyorlar. Bunları görmeden gelemeyiz.” Bu tür ziyaretlerin yapılması ve bunların gündeme gelmesi asıl “sorunun” ne olduğunu ortaya koymak için önemlidir.

Diyarbakır’da da Türkçe vurgusu yapan Gül, “Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dili Türkçedir, bu böyle de devam edecektir. Ayrıca devletin ve kamu kurumlarının dili Türkçedir. Ortak dilimizdir… Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında farklı farklı dilleri konuşan vatandaşlarımız vardır, yörelerimiz vardır… Bunların hepsi de bizim dilimizdir…” ‘Biz’ diyebilmeyi öğrendiğimizde birçok şeyi de halletmiş olacağız galiba!

Unutulanlar: “Halkın cumhurbaşkanı”, “Bin yıllık kardeşlikten nice bin yıllara”, “Sayın Cumhurbaşkanımız, Diyarbakır’a başımız gözümüz üstüne geldiniz” pankartları ve “En büyük başkan bizim Başkan” sloganları ile Gül’e açılan kucak, “ayrıştırma”nın değil, “birleştirme”nin ifadesiydi.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir