Böyle mi “hem temiz hem dürüst…”

Ben de çok sevmiştim bu sloganı tıpkı CHP’yi ve Kılıçdaroğlu’nu sevenler gibi. 22 Mayıs 2010 günü, CHP Olağan Kongresi’nde genel başkanlığa tek aday olan Kemal Kılıçdaroğlu için, Onur Akın’ın bestelediği  “Kılıçdaroğlu” şarkısı çok hoşuma gitmişti.

Onur Akın, bestesine şöyle başlamıştı “Geliyor geliyor Kılıçdaroğlu, hem temiz hem dürüst bir insanoğlu, ya özgür vatandaş, ya kula kulsun…” Evet, bu cümleleri duyunca ne yalan söyleyeyim, çok sevinmiştim. Hem dürüstlükten, hem temizlikten bahsediyordu şarkının sözleri. Ne yazık ki bu sevincim çok fazla sürmedi. Kılıçdaroğlu birçok kişiyi yanılttığı gibi beni de yanılttı. O sözler sadece şarkıda kaldı.

Kongre bitti, dürüstlük,  temizlik bir tarafa bırakıldı. CHP’de ‘I. Gandi Dönemi’ başladı demiştik o zamanki yazılarımızda. “Hindistan’ı kurtaran Gandi, bu defa CHP’yi kurtaracaktı.”  Anayasa görüşmeleri ve yaklaşan Referandum süreci Kılıçdaroğlu’nu bir nebze de olsa halka tanıtmayı başardı. Hep diyorum, yine de söyleyeceğim. Kılıçdaroğlu ile Bahçeli aynı edebiyatı yapıyor. Bir de ‘candaş’ basın. “El, eli yıkar; el de döner yüzü yıkar” misali. Bunlar da dönüp dönüp kendilerini yıkıyorlar. Bugün biri söylüyor, öbürleri üç gün onu uyguluyor.

Son günlerde CHP ve MHP yine aynı şeyleri konuşmaya başladı. Kılıçdaroğlu, 27 Nisan’la ilgili bir “rüya” görmüş, onu da çıkıp televizyon ekranında, sabah saatlerinde anlattı. Bahçeli de kankası Kılıçdaroğlu’nu kırmadı, ardından devam etti. 27 Nisan e-muhtırasını, “AK Parti-TSK iş biriliği” olarak değerlendiren Kılıçdaroğlu’na destek verdi. Oysa o bildiriden sonra, CHP’den, MHP’den, yapılan açıklamalar, bildiriyi destekler nitelikteydi. “Cumhurbaşkanlığı seçiminin cumhuriyete ve demokrasiye zarar verdiğini” öne sürmüşlerdi.

Ne oldu da şimdi “Büyükanıt’ı yargılayın” nidasında bulunuyorlar? Beklenen darbe gerçekleşmemiş olacak ki, şimdi Büyükanıt cephe alındı. 26 Temmuz’da Ordu’da konuşan Kılıçdaroğlu “Dubai anlaşmasını nasıl imzaladınız, ülkeyi 8,5 milyar dolara nasıl pazarladınız?” diye sormuştu. 2 gün sonra “rüyasından” uyandı ve bu anlaşmanın yürürlüğe girmediğini aklıselim birisi, Kılıçdaroğlu’na hatırlatınca yeni bir “rüya” anlatıldı.

Kılıçdaroğlu 28 Temmuz’da bu defa dönüp “Mademki Dubai’deki anlaşma hiçbir koşul öngörmüyordu, siz milyar dolarlık bir hibeyi hangi gerekçeyle reddettiniz?” diye sordu. Belki o da, Önder Sav gibi, “Araplara para kaptırmayın, ya da Araplarla işbirliği yapmayın” diyerek, konuyu başka yöne çekecek.

Kılıçdaroğlu, Ordu’da yaptığı konuşmayla şu türküyü hatırladı galiba. “Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa, Vermem seni ellere Ordu üstüme kalksa…” Türküdeki gibi, Ordu’nun derelerini yukarı doğru akıtmayı, bir başka deyişle zoru başarmayı,  hedeflemişti. Yani, “rüya” yine yanlış görülmüştü. Kılıçdaroğlu, o soruların cevabını alıp, yanlış gördüğü bu “rüya”dan uyanıncaya kadar Bahçeli de bir “rüya” görür herhalde? O da döner onu anlatır.

***

Keşke adınız gibi olsanız

Hatay’da yaşanan olaylardan sonra Dörtyol’a gitmek isteyen BDP’li heyet, ilçeye giremeden geri döndü. BDP’lilerin Hatay’a gideceğini duyduğumda “Keşke ilçeye girmelerine izin vermeseler. Olaylar daha da kızışacak.” Dün de BDP’lilerin ilçeye girişine izin verilmedi ve BDP’li heyet geri döndü. “Barış ve Demokrasi Partisi” adını taşıyan heyetin, oraya gidiş amaçlarının “barış ve demokrasi” niyetli olduğunu düşünmüyorum.

50 araçlık BDP konvoyu oraya giderek olayların daha da kışkırtılacağını biliyordu. BDP Genel Başkanı S. Demirtaş “Hukuk dışı bir kararla, devlet eliyle ilçeye girişimiz engelleniyorsa, durum daha da vahimdir” diyor. Ardından BDP Milletvekili İ. Binici, “Yöneticilerimizle görüşeceğiz. Girme kararı alınırsa, dünya tersine dönse de gireceğiz.” Bu da oraya ne niyetle gidildiğini açıkça ifade ediyor.

Unutulanlar: Böyle giderse CHP, “Laik-anti laik çatışması var” deyip, cumhuriyet mitinglerine başlayacak. BDP de, “Kürtlerin seyahat özgürlüğü engelleniyor, bizi dışlıyorlar” diyip, “Türk-Kürt çatışması” başlatacak.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir