BİR HAYLİ SOSYALLEŞTİK (!)

Facebook, Twitter, Instegram, YouTube, Bip, WhatsApp ve diğerleri gibi sosyal medya araçları hayatımıza girdikçe, bunların kullanımı arttıkça yüz yüze iletişim de benzer oranda azalıyor. Hepimiz biliyoruz ki kişiler ve gruplar arasındaki en etkili iletişim yöntemi yüz yüze olan iletişimdir.

Ne yazık ki 2000’li yıllarla birlikte hayatımızın, cep telefonlarımızın vazgeçilmezi olan sosyal medya programları bireyler arasındaki reel iletişimi sanal iletişime dönüştürmeyi başardı. Öyle ki yüz yüze iletişimdeki samimiyet, sevgi, saygı gibi mimik hareketlerinin yerini emojiler aldı.

Gelişen teknolojiyle birlikte cep telefonları, tabletler, bilgisayarlar hayatımızın merkezi; cep telefonlarımızdaki, tabletlerdeki, bilgisayarlardaki uygulamalar ise adeta yaşama sebebimiz olur hale geldi. Günlük yaşamımız cep telefonu, tablet, bilgisayar, priz, powerbank, Wi-Fİ arasındaki kısır bir döngüden ibaret oldu.

Çok nadir de olsa bir topluluğa, bir haneye, bir iş yerine ziyarete gidildiğinde birkaç kelamın ardından “Priz nerede, Wi-fİ şifresi nedir?” sorusuna muhatap olmamak kaçınılmaz hal aldı. Öyle sosyalleştik(!) ki eskiden sofraya oturulurken ilk önce “Besmele” çekilirken, şimdi cep telefonlarını yanından bir an bile ayıramayıp adeta teknolojinin esiri haline gelenler, sofraya oturur oturmaz ilk önce fotoğraf çekmeye, onu çeşitli sosyal medya platformunda paylaşmaya başladı.

Mahremiyet sınırlarının aşıldığı, yenilenlerin, içilenlerin, edilen küfürlerin, giyilen kıyafetlerin, gerçekte olmayan mutlulukların, sahte pozların her geçen gün arttığı ve samimiyetin kaybolduğu bir sosyalleşme(!) içindeyiz.

Özellikle sosyal medya kullanımının yaygınlaştığı, ilkokuldan başlayıp da ileri yaşlara kadar hemen herkesin bir Facebook, Twitter, Instegram, YouTube ve daha birçok sosyal medya hesabına sahip olması, buralarda kendilerini “özgürce” ifade etmeleri ve bu alanların yeterince denetlenememesi yeni bir problemli alan oluşturdu.

Öyle ki birini ziyaret etmekten sıkılan, birine derdini anlatmaktan kaçınan, birinin hal ve hatırını sormaktan üşenen, birine sitemini dile getirmekten çekinen kişi, kendine “müdahalesiz” ve cüzi bir maliyeti olan yeni bir alan bularak istediği her şeyi yazma, ifade etme “özgürlüğü” yakaladı.

Teknoloji hem uzakları yakın etti hem de yakınları uzak hale getirdi. Bir yandan aile fertleri, aynı hanede sosyal medya üzerinden iletişim kurmaya, birbirlerinden “haberdar” olmaya çalışırken; bir yandan kilometrelerce ötedeki kişilerle tek bir uygulama ile uzağı yakın hale getiren iletişim yöntemi kurmaya başladı.

Sıla-i rahimlerin, ziyaretlerin, taziyelerin, geçmiş olsun dileklerinin, göz aydınlıklarının, hayırlı olsun dileklerinin, düğün davetiyelerinin, sünnet merasimlerinin, bayramlaşmaların, bir araya gelip sohbet etmelerin yerini cep telefonlarımızdaki veya bilgisayarlarımızdaki klavye tuşlarından çıkan “Başın sağ olsun, geçmiş olsun, hayırlı olsun, gözün aydın olsun, tebrik ederim…”den oluşan cümlecikler aldı.

Yüz yüze görüşmelerin, telefonlaşmaların yerini alan -sözüm ona- “sohbet gruplarındaki”, sosyal medya paylaşımlarındaki “slm, a.e.o, kib, bye, s.a, v.a.s, ok,” gibi yavan ifadeler, duygusuz iletişimler hem Türkçemizi bozdu hem de kelime dağarcığımızı erozyona uğrattı. Ne yazık ki tüm bunları sosyalleşme adına yapar olduk. Aslında sosyalleşiyoruz derken, ailedeki sohbet ortamlarını, akraba ilişkilerini, münazara ortamlarını, konuşmayı, tokalaşmayı unutur olduk.

Geldiğimiz noktada yüz yüze iletişim ya seçim zamanlarında ya da iş görüşmelerinde başvurulan iki “ihtiyaç” haline geldi. Yeniden birbirimizi ziyaret etmeye, telefonla hal hatır sormaya başlayıp gerçek sosyalleşmeyi icra etmeliyiz.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir