Bir fotoğraf-video deyip geçmeyin!

Kapitalizmin girişimcilik ruhuna bürünüp, kendilerini o ruhtan kurtaramayanlar ne yapacaklarını şaşırırdı!

Paraya susamışlık karşısında, sineğin kanadından yağ çıkarma çabası içinde olanlar, kendileri için her fırsatta yeni ‘ticaret kaynağı’ oluşturabiliyor! Bazen izlediğimiz bir video bazen de “tıkla”yıp, açmaya çalıştığımız ya da açtığımız bir fotoğraf karesinin masumluğuna(!) kanıp, “Bir kereyle bir şey olmaz” diyebiliyoruz. Oysa o ‘tık’ların arkasında duran sinsi dil ve şehvet duygularınızı kabartan ‘süslü’ görüntü, sizi bir anda, ettiğiniz niyetlerin dışındaki kazandığınız amellere götürebilir.

Çocuklar üzerine bir inceleme-araştırma yaparken karşılaştığım bilgiler beni hayrete düşürdüğü gibi sizleri de hayrete düşürecek cinsten olduğunu tahmin ediyorum. Bu konuyu yıllar önce Yıldırım Türker de yazmıştı. Belki okuyamayanlarımız vardır. “Çocuk pornosu” ticareti yapan çocuk doktorunun sitelerinden birinde rastladığım “ticari serüveni” tüylerim ürpererek okudum ve bilinçli bir toplum olmak amacıyla buraya alıyorum. Bu konuda çok hassas olan doktorlarımızı bilip, kendilerini tenzih ederek kaleme alıyorum bu yazıyı. (Bu alandaki hassasiyetimi, ‘Ensest’ üzerine kaleme aldığım yazı dizisinde okuyanlar bilirler.)

On dakikada bir site kuran ve bir anda bin kişinin siteye tıklamasını sağlayan bir doktorun, yıllar önce ‘internetten para kazanmanın’, kendisine çok cazip geldiğini ve geliştirdiği “marifeti” anlatırken, bir kez daha ‘ne hallere düştük’ deme gereği hissediyorum. Türker’in yazısında ve başka birkaç kaynakta okuduğum şekliyle aktarmak gerekirse: “İnternetten para kazanmanın hoşuma gittiğini ve daha sonra çocuk doktoru -çocuk pornocusu- hastane sahibi-işadamı- yeni zanlı, pornodan ‘güneş enerjisiyle çalışan uçak gibi’ para kazanıyor.”(Yıldırım Türker, Radikal, 2006)

İşte size bir ‘girişimcilik ruhu’ ve arkasından devam eden olaylar. Bundan sonrası artık ‘sen de yapabilirsin’ demeye getiriliyor. ‘Sen de site kurarsın, sen de ticaret yaparsın, sen de zengin olursun’ deniyor; ama ‘sen de ahlaksız, vicdansız olursun’ diyen olmuyor! Ne ahlak denen bir şey kalmış ne de edep diye bir düşünce. Her şey ‘paylaşım’a sunulmuş vaziyette, adı değiştirilmiş, içeriği zenginleştirilmiş ‘sömürü’ araçları halini almış.

Masumluk(!) sadece kişisel sitelerle kalmıyor, bazı gazetelerin internet sitelerine de sıçra(tıl)mış. O gazete sitelerine tıkladığınızda neyle karşılaştığınıza hayret edip; yazdığınız adresi bir daha kontrol etme gereği duyuyorsunuz. “Magazin habercilik”in başlamasıyla bedenin teşhirine önem veren toplumlardan biri olduk neredeyse. “Beden benim değil mi, istediğim gibi kullanırım” diye(bile)nlerin tavizleriyle, bu tür eğilimi olanların ekmeğine yağ sürülmüş olmuyor mu? Çocuk pornosunu, “İzleyince çocukluğuma geri dönmemi sağlayan belgesel türü” diye tanımlayanların, onu sadece bir belgeselden ibaret gören zihniyetin, küflenmiş saman dolusu çuval gibi, kokuşmuş düşüncelerini üzüntüyle okuyoruz, izliyoruz.

Ve bir de televizyon ekranlarında sarf edilen ‘dil!’ Yine internet sitelerinden birinde haber taraması yaparken karşılaştığım ve “bu kadarına da pes” diyeceğiniz bir video ve bir fotoğraf galerisi karşınıza çıkıyor.  Canlı yayında bilmem ‘kimin yüreğine iniyordu’ başlığıyla bir video yer alıyor. “Tıklayın” diyor videoya. Tıklıyorsunuz bir ‘hanımefendi’nin, arkadaşına yönelik: “Yaptığın filmler kadar iyi ayak masajı yapmıyorsan hiçbir b..a yaramamışsın” demesini; videonun ikinci kısmında da biraz daha ileri giderek; “3 yıl beraber olduğum adam şimdi bir yıl boyunca beni düşünerek kendisiyle oynamıyor herhalde” di(yebili)yor ve ardından kahkaha tufanını koparıyorlar yüzleri kızarmadan.

Bu programları da aileler izliyor tabii. Bir başka rezillik de “Cesaretin varsa aç!” diye bir ‘haber’ başlığı! O an, aklınıza ‘çok önemli bir haber’ olabileceği düşüncesi geliyor. Tıklayalım derken bir de bakıyorsunuz ki ‘haber’den, fotoğraf galerisine giderek bilmem ‘kimin, neresini’ çekmişlere bakıyorsunuz! Manzara bu maalesef!

Unutulanlar: ‘Para ve şöhret kazanmak için’ ahlaksızlığın sınır tanımadığı, kadınları ve çocukları birer cinsel obje olarak etiketleyip ‘kullanan’, ‘özgürlük alanı’ olan internet karşısında sizler neler yapabiliyorsunuz?

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir