Bıçak terörün şah damarına değdi

Ülkemiz yoğun terör saldırısına maruz kalmaya devam ediyor. Her hafta bir hain çıkıp ya bomba patlatıyor ya kendini infilak ettiriyor ya da eline silahı alıp savunmasız insanları katlediyor. Hal böyle olunca sosyal medya ‘kahramanları’, iktidar ‘karşıtları’ ve iktidar ‘savunucuları’ hemen gardını alıyor.

Birlik ve beraberlik dediğimiz şu süreçte peşin hükümlülükler, kısır tartışmalar ve ideolojik saplantılar birleşmeyi arzuladığımız en kritik dönemlerde yerini ayrıştırmaya bırakıyor. Son yaşanan kanlı saldırı üzerinden bunu biraz daha açmaya çalışalım.

Yılbaşı gecesinde eğlence merkezi olan Reina’da 39 kişiyi katleden teröristin bu kanlı eylemi –tam da birilerinin istediği gibi- kutuplaşmayı da beraberinde getirdi. Daha acımızı yaşamadan, yasımızı tutmadan, olayın sebep ve sonuçlarına bakmadan peşin hükümlerle “İnsanların yaşam tarzına saldırı, Sünni gericilerin katliamı, Diyanet fetva verdi, katliam geldi” şeklinde açıklamalar yapıp belli kesimi zan altında bırakmak veya “Oh olsun, bunların ne işi vardı yılbaşı kutlamasında, hak ettiler” gibi sevinç naraları atmak hem yanlış hem de toplumun sinir uçlarına dokunan, ‘sen-ben’ ayrımına yol açan paylaşımlardı.

Maalesef bunu hep yapıyoruz. Ferdi sorumluluğumuzu öteliyoruz. Bütün sorumluluğu devlete, iktidara, hükümete bırakıyoruz. İlk başta tartışmamız gerekenleri öteleyip belki de en son tartışılması gereken vatandaşın tercihini, her şeyin önüne getirip dayıyoruz. Toplumda farklı bir algı oluşturuyoruz.

Etrafımız ateş çemberi ile sarılmışken, yanı başımızda yangının alevi her geçen gün daha da şiddetleniyorken, sözüm ona milletvekili, bürokratı, yazarı, çizeri, akademisyeni, sokaktaki vatandaşı çıkıp da bu tuzaklara düşüyorsa, kitleleri buraya yönlendiriyorsa terör amacına ulaşıyor demektir.

Zaten terör örgütlerinin amacı psikolojik baskı uygulamak, halkı tedirgin etmek, kitleleri kin ve nefrete sevk etmek ve başaramayacağını bildiği halde karşı tarafa acı yaşatmaktır. FETÖ, PKK, DAEŞ, DHKP-C gibi örgütlere yönelik operasyonlar, Fırat Kalkanı’nda Türkiye’nin rolü ve Rusya ile birlikte Suriye’de yeni bir denklem kurma girişimleri terör örgütlerinin şah damarına bıçağın değdiğini gösteriyor. Dolayısıyla terör örgütleri ‘canlarının çıkacağı’ en kritik noktada, yani şah damarına bıçağın değmesi ile son çırpınışlarını yapıyor.

Bütün kirli tezgâhlarıyla, canlı bombalarıyla, silahlı eylemleriyle asker, polis şehit edip, sivil halkı katlediyorlar. Bu kirli eylemlere bizler de yazdıklarımızla, konuştuklarımızla ‘ortak’ oluyoruz. Yazarlarımız, çizerlerimiz, aydınlarımız ekran ekran gezip henüz ortada hiçbir detay yokken saatlerce afaki yorumlar yapıyor. Dezenformasyon desen almış başını gidiyor.

Oysa terör örgütleri şunu istiyor: “Türkiye, Suriye’den çekilsin, ABD’nin kölesi olsun, AB’ye rest çekmesin, Dünya 5’ten büyüktür demesin, İsrail ile dost olsun, Mısır’la anlaşsın, İran’a tabi olsun, Rusya ile fazla yakınlaşmasın, Suriye denkleminde yer almasın, Esed ile anlaşsın, mazlumların sesi olmasın, FETÖ, PKK, DAEŞ ile mücadeleyi bıraksın, AK Parti iktidardan gitsin, Cumhurbaşkanlığı sisteminden vazgeçilsin ve en önemlisi de Recep Tayyip Erdoğan çekilsin…” Bu taleplerin benzerini Gezi sürecinde de görmedik mi?

Devletin, iktidarın, hükümetin, muhalefetin, güvenlik birimlerinin ve hepimizin hatası vardır, olabilir diyerek soruyorum: Aklı başında hangi vatan evladı terör örgütlerinin ve onların akıl hocalarının taleplerine evet deyip kabul edebilir? Dünya dengelerinin değiştiği şu zamanda, yüzlerce şehit verdiğimiz zor günlerde, akbabaların başımızda dolaştığı coğrafyamızda kim bu mücadeleden vazgeçebilir? Eğer vazgeçersek kaybederiz.  

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir