BELEDİYELERİN RAMAZAN PROGRAMLARI

Covid-19 salgını gölgesinde karşıladığımız Ramazan-ı Şerif’i yine salgın hastalığının acı tablosuyla uğurlamaya hazırlanıyoruz.

Bir yılda binlerce canımızı yitirdik, on binlerce vatandaşımız hastanelerde şifa aradı. Korku, panik derken Covid-19 belası geride ekonomik, psikolojik ve sosyolojik tahribatlar bıraktı. Şimdi bu tahribatların etkisinden kurtulmaya çalışıyoruz.

Dayanışmaya, birlik ve beraberliğe, infak etmeye, halden anlamaya en çok ihtiyaç duyduğumuz dönemlerden geçiyoruz.

Ekonomik sıkıntıların zirve yaptığı, işsizliğin rekor kırdığı, iş yerlerinin kapandığı pandemi döneminde, merkezi hükümetin ekonomi paketlerinin yanı sıra yerel yönetimler de olaya el atmaya çalıştı.

Nakdi yardım dayanışmasından ayni yardımlara kadar bir dizi kampanya başlatıldı. Bunların kimi engellendi kimi kendi mecrasında yolunu bulup ihtiyaç sahiplerine ulaştı.

Her zaman olduğu gibi böyle zamanlarda da siyaset kendi mecrasında ikbal ve iktidar peşinde koşmaya devam ediyor. Birçok belediye, hem pandemi döneminde hem de Ramazan ayında “sosyal medya belediyeciliği” gayretine girmiş vaziyette.

Güzel örnekler olduğu gibi “şova” dönük israf yönetimleri de yaşandı/yaşanıyor. Özellikle hizmette geri kalan belediyeler, sosyal medyalardaki “algı” yönetimine sarıldı. Bu alanda başarılı olanlar gibi başarısız kalanlar da oldu.

Belediyelerin pandemiyle olan imtihanlarını daha önceki yazılarımızdan bulabilirsiniz. Bu yazımızda Ramazan’daki uygulamalara dikkat çekmek istedim.

Salgın hastalığı olmadığı dönemlerde hemen hemen her belediye Ramazan etkinlikleri oluşturur, vatandaşların bir araya gelmesini, küçük esnafın faydalanmasını, yerel sanatçıların desteklenmesini, ihtiyaç sahiplerinin iftar sofralarında ağırlanmasını, garip gurebanın yüzünün gülmesini sağlayacak programlar icra ederdi.

Covid-19 salgınıyla birlikte hayatımıza giren maske-mesafe-temizlik ve yasaklar, Ramazan etkinliklerinin şeklini de değiştirdi.  Öyle ki sosyal ve kültürel faaliyetler “dijital faaliyetlere” dönüştü.

Farklı illerden birçok belediyenin sosyal medyadaki canlı yayınlarını incelemeye gayret ettim. Gerçekleşen yayınlardaki aktif izleyici sayısı; ilin, ilçenin, beldenin nüfusuna oranla sadece binde bir.

Örneğin 200 bin nüfuslu bir ilin/ilçenin belediye başkanı ve kurumun sosyal medya hesaplarının tamamında canlı yayınları takip eden toplam izleyici sayısı 150-200’ü geçmiyor! İnternet faturasını ödeyemeyecek kadar zor durumda olan binlerce hemşehrisi bulunan belediyelerin Twitter, Facebook, Instagram, YouTube ve Web TV’lerinden 1 - 2 saat süren Ramazan programlarını kim izler?

Bu yayınların duyurusu için her gün gönderilen SMS’ler, ajanslarla yapılan anlaşmalar, sponsorlar dışında verilen hediyeler, fazladan çalıştırılan personel masrafları ve daha fazlasıyla gerçekleşen israfın boyutuna yapılan yorumlar, bazı işlerin yanlış uygulandığını gösteriyor.

İlinde, ilçesinde, beldesinde iftarlık yemek bulamayan, kirasını ödeyemeyen, faturalarının tahsilatını gerçekleştiremeyen binlerce aile varken; parmakla sayılacak kadar kişiye ulaşan “sosyal medya belediyeceiliğinin mantığı nedir?”  sorusu yöneltiliyor. El cevap; “Algı oluşturmak, yaptım, oldu” demek.

Oysa bu süreçte yapılan çok güzel uygulamalar da var. Sadece iki tanesini örnek vermek istiyorum.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Kadir Gecesi’nde paylaştığı bir tweet ile “Tam kapanma destek paketimiz kapsamında 20 bin hanenin elektrik, 20 bin hanenin su ve 20 bin hanenin internet faturasını ödedik…” haberini paylaştı.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, “Su Ver”, “El Ver”, “Bilet Ver”, “İftar Ver” ve “Afiyet Ver” kampanyasıyla binlerce ailenin yüzünün güldüğünü söyledi.

Böyle zamanlarda galiba gereksiz sosyal medya yayınları yapmak yerine;  veresiye borcu olana, faturalarını ödeyemeyene, evine ekmek götüremeyene, iş yeri kapanıp çaresiz kalana, işini kaybedip umutsuz olana dokunmaktan, israf etmekten yerine infak etmekten daha güzel “reklam” olamaz! Ne dersiniz?

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir