BDP kimin vekili pozisyonunda?

İlk önce şu soruyu sormamız gerekiyor: 17 Ağustos’ta BDP’li milletvekilleri Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Ertuğrul Kürkçü ve Van bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk’un Şemdinli’de PKK’lı teröristlerle “kucaklaşması” bir tesadüf müydü, yoksa planlanmış bir “kucaklaşma” mıydı?

Türkiye’yi ayağa kaldıran o görüntüler ne yazık ki BDP’lilerin “kimin vekili oldukları” konusunda soru işaretlerini çoğalttı. Ahlakı ve vicdanı olmayan PKK terör örgütü mensupları ile kucaklaşan milletvekilleri, Kürt halkının haklarını savunduklarını iddia edebilir mi? Devletin gücü karşısında kendi “gücünü” ispatlamaya çalışan PKK, gerek devlet kanadında gerekse toplum nezdinde bir öfke patlamasını sağlamaya çalıştı. Bir anlamda bunu “başardı.” Çünkü Gaziantep saldırısı da bunlardan biriydi. Neyse ki duyarlı olan insanlar bir ve beraber oldu, siyasetçilerin de kararlılığı ile bu bela def edilmeye çalışıldı.

Tabii burada çok sayıda soru geliyor akıllara. BDP’nin 17 Ağustos’taki buluşmasına baktığımızda bunun “yol kesme” hadisesi dışında bir gelişme olduğu görülüyor. CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ile başlayan yol kesme ya da kaçırma hadisesi, BDP ile devam etti. Ancak BDP’lilerin durumu çok daha farklı. Gerek medyaya görüntü verme gerekse oradaki buluşma birer palan dâhilinde cereyan ediyor.

Milletvekilleri ile bölgeye giden Kanal D Muhabiri Cem Tekel’in anlattıklarına baktığımızda bunun belirtilerini görmek mümkündür. Sabahat Tuncel’in muhabire yönelik “Sizin için ilginç bir gezi olacak” ifadesi, bu “kucaklaşmanın” amacını ve planlı olduğunu anlatıyor.

Gezi esnasında kavşakta bekleyen araçlarda 5 PKK’lının beklemesi ve gruptakilerin onlara sarılması, hasret gidermesi bu planın bir parçası değil midir? Ve ardından BDP Milletvekilleri Gültan Kışanak, Aysel Tuğluk ile Ertuğrul Kürkçü’nün silahlı PKK’lılarla “kucaklaşması” da olayın tuzu biberi niteliğinde. Milletin oyu ile seçilip TBMM’ye gelerek milletvekili olan isimler, bu kucaklaşma ile meşruiyetlerini sorgulatır duruma gelmediler mi?

Kör bir amaç uğruna hayatlarını heba eden kandırılmış çocuklar, gençler, kadınlar PKK tarafından ölüme sürükleniyor.  Gaziantep saldırısı sonrası Kırgizistan yolunda gazetecilerin sorularını cevaplayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, PKK’nın bu yılı “var olup olmama yılı” ilan ettiğini söylemişti. Güvenlik güçlerinin de bunun farkında olduğunu kaydeden Gül, istihbarat birimlerinin ortaya çıkardığı çok sayıda olayın bulunduğunu anacak bunların birçoğunun kamuoyuna açıklanmadığını ifade etti.

Gül’ün bu açıklamaları bir taraftan “istihbarat zafiyeti var” diyenlere cevap niteliğinde olsa da güvenlik birimlerinin görevi bunları deşifre etmek, engellemek ve ortadan kaldırmaktır. Bu açıklamalar yaşanan olayların gözden kaçmasının “normal” olabileceği anlamına gelmez!

Toplum bu tür hassas konularda topu sadece istihbarata, güvenlik birimlerine atmaktan ziyade ferdi sorumluluğunu da düşünerek hep birlikte hareket etmek durumundadır.

Silahlı olan PKK, yerleşim merkezlerini kontrol altına almaya çalışırken onların siyasi kanadı da verdikleri tablolarla buna destek oluyorlar. Kışanak’ın “Hep birlikte özgürlüğümüzü sağlayacağız” demesi aynı amaca hizmet etmektir.

Demek oluyor ki PKK, bölgedeki yerleşim merkezlerini kontrol altına almak isterken, içeriden de BDP’nin “desteği” ile bunu yapmaya çalışıyor. Çünkü birilerinin “Şemdinli kimin kontrolünde” diye sorması da bu amaca hizmet niteliğindeydi. Unutulmasın ki Türkiye, ahlakı ve vicdanı olmayanlara bırakılacak basit bir ülke değildir!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir