Aynı nehre (Gezi kalkışmasına) iki defa giri(şi)lmez

Herekleitos şöyle diyordu: “Aynı nehre iki defa girilmez.” Türkiye’nin nur topu gibi bir çocuğu daha oldu: GEZİ. Geziciler aynı “nehre” bir daha girmek istediler, ama olmadı. Çünkü “nehir” sürekli akıyordu. Ve değişimin olduğu bir “nehir”de iki kez yıkanılamazdı.

Sene-i devriyesinde büyük hayallerle eylemlere hazırlanan Geziciler, bundan böyle her 31 Mayıs’ı “Gezi’nin yıl dönümü” olarak anmak istiyor. Geride bıraktığımız 31 Mayıs da böyle bir gündü. Planlar, çağrılar, eylemler buna yönelikti ama yine tutmadı. Geçen yıl başarısız olan geziciler ve onların gölge destekçileri, bir kez daha anladılar AK Parti’nin sandık dışı yollarla yıkılamayacağını.

Ağaç kesme bahanesiyle başlatılan gezi eylemleri, bu yıl ufak ama önemli ayrıntılara da ev sahipliği yaptı. Bunlardan bir tanesi eylem yapan göstericilerin ağaçları keserek barikat oluşturmasıydı. Bu manzara şunu gösterdi ki: “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.”

Taksim’de yaşananlar demokratik yollarla iktidar alternatifi olamayanlar için bir fırsattı. Ama karşılarındaki iktidarın belki de bu kadar dayanıklı olacağını düşünemediler. “Yeşil alan savunması” diye yola çıkanlar, ülkeyi karıştırmak, hükümeti düşürme gayretinde olduklarını çok kısa sürede açığa vurdular. Ve asıl niyetlerini ellerlerine, yüzlerine bulaştırdılar.

Ortalığı karıştırıp, gencecik insanların hayatına mal olan Gezi eylemleri beraberinde neyi getirdi?

1-Türkiye’nin bir hukuk devleti olup olmadığı sorgulamasına neden oldu. 2-İktidar alternatifi bir gençlik hareketi ümitleri, bir yıl bile geçmeden fos çıktı. 3-Türkiye’deki bazı muhalefet partileri ve finans çevreleri, iş birliği yaparak milleti ve milletin seçmiş olduğu iktidarı deviremeyeceğini anladı. 4- Gezi ile başlayan, 17 ve 25 Aralık operasyonları ile devam eden bir yıllık sürede, Türkiye’nin hem maddi hem de manevi kayıplar vermesine neden oldu.

5-Ülkedeki kutuplaşmalar 30 Mart’ta bir kez daha milletin AK Parti’ye olan desteğini artırdı. 6-Sosyal medya üzerinden edilen hakaretler, küfürler, Twitter’ın engellenmesine sebep oldu. Bu da “Türkiye’nin özgürlükleri kısıtlayan bir ülke” olduğu imajı oluşturdu. 7-Türkiye uluslararası arenada bir kez daha hedef alındı. 8- Biriken 10 yıllık iktidar kini, 12 ağaç üzerinden dışa vurdu. Yani AK Parti’ye -özelde Başbakan Erdoğan’a- olan kin birikintisi, Gezi’deki birkaç ağacın dallarında filizlenerek patladı.

Lütfen hatırlayın! Taksim Platformu adı atında taleplerini dile getirenler adeta bir gizli hükümet rolüne soyunmuş, ülkeyi yönetmeye varacak taleplerde bulunmuştu. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi illerin yöneticilerinin görevden alınmasından tutun da Başkanlık sistemine kadar birçok konuda taleplerde bulunup, “Taksim bahane talepler şahane” dedirtmişti.

Başta Kanal İstanbul olmak üzere, Üçüncü Köprü, Yeni Havalimanı, Taksim projesi gibi İstanbul için hayati önem taşıyan çalışmaların durdurulması talepleri, Taksim ve Kızılay meydanlarının eylemlere açık hale getirilmesi, Başkanlık sisteminden vazgeçilmesi gerektiği talepleri eylemcilerin asıl amaçlarını ortaya koymuştu.

Tüm bunlara rağmen, bu seneki 31 Mayıs bir kez daha gösterdi ki “Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz.” Sanırım ağaç bahanesiyle ülkeyi karıştırmak isteyenler bunu anlamıştır.

Gülerce’nin ardından Mahçupyan da Zaman’a veda etti

Zaman gazetesi yazarlarından iki önemi isim, gazete ile yollarını ayırdı. Biliyorum şaşırdınız! Etyen Mahçupyan’ın istifasını hep birlikte okuduk. Ancak Hüseyin Gülerce’nin Zaman’a veda ettiği noktasında herhangi bir haber kamuoyuna yansımadı. Fakat Gülerce’nin son yazısındaki “Yıllık iznimi kullanacağımdan dolayı yazılarıma ara veriyorum” demesi aslında gazeteye veda yazısıydı. Haber kaynaklarım da bunu doğruluyor. Süreci ise en iyi Mahçupyan’ın son yazısındaki şu cümle özetliyor: “…Artık farklı bir zamandayız ve zamanın yeni bir ruhu var.”

Gazete PDF:

http://www.yedigungazetesi.com.tr/gazeteler/20140603gazete.pdf

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir