Aynı gemide mi yol alıyoruz?

Diyalog, ortak bir dil, ortak yargıları paylaşmak, ortak geleceği inşat etmek ve ortak hedefe ilerlemek için sürekli “Aynı gemideyiz” vurgusu ile karşılaşıyoruz.

Bazı kavramlar yüzeydekileri gösteriyor olabilir ama aslolan derinlerdekini keşfetmek. Sıkça duyduğumuz “Asgari müşterekte birleşme/buluşma” cümlesi, temelde aynı dünya görüşüne sahip olmayanların belli bir hedefe varmak için sahip oldukları görüşlerinden bazı alanlarda fedakârlık ederek/taviz vererek bir araya gelmesini sağlayabilir.

Türkiye bu “asgari müştereği, tavizleri, fedakârlıkları” pek çok kere duyuyor. En ufak bir tartışmada gelinen son nokta “asgari müşterek” oluyor.

Mesela; anayasa değişikliği tartışmaları gündeme geldiğinde “asgari müşterekte buluşulsun” deniyor. Meclis’teki yasama faaliyetlerinde hazırlanan kanunlarda hep “asgari müşterek” vurgusu yapılıyor.

Üniversitelere rektör atanıyor, ardından protestolar başlıyor “asgari müşterekte buluşun” önerisi sunuluyor. Siyasi partiler arasında ittifaklar gündeme gelip görüşmeler yapılınca, yetkililer “asgari müşterekte buluştuk” açıklaması yapıyor. Uluslararası alanda problemlerin çözümü için “asgari müşterek” tezi hep masada duruyor. Örnekler uzatılabilir…

Asgari ücret söz konusu olunca taraflar kolaylıkla “asgari müşterekte buluştuk” diyemiyor! Gıda fiyatları cep yakınca, işsizlik başını alıp gidince, gelir adaletsizliği ayyuka çıkınca, toplumun bir kesimi işin kaymağını yiyince, garip gureba faturalarını ödeyemeyip, çoluk çocuğuna bir şeyler alamayınca “asgari müşterekte buluşuyoruz” diyemiyoruz!

Bu örnekleri neden verdim? Son günlerde Türkiye, Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan rektör atamasını ve bunun neticesinde yaşanan eylemleri tartışıyor. Her tartışmada olduğu gibi başta siyasi partiler olmak üzere toplum yine ikiye ayrıldı.

Cumhurbaşkanı kararının arkasında durup, rektör görevinin başında olduğunu söylerken; öte taraftan protestolar giderek ülke geneline yayılmaya başlıyor. Eylemlerde toplumun sinir uçlarına dokunan edepsizlikler de yaşanıyor.

Boğaziçi eylemlerinde Kâbe resminin yere serilmesi bu toplumun kutsalına, inancına karşı yapılan sapkın eylemin neticesidir. Bunu kabul etmek mümkün değildir! Buna ses çıkarmayan da kendisi ne demokrat ne özgürlükçü olarak ifade edebilir.

Toplumun gündemi ekonomik sıkıntılar, gıdalardaki fiyat artışları, geçim sıkıntısı, işsizlik, gelecek kaygısı iken; siyasetin, sosyal medyanın gündemi: yeni anayasa çalışması, Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör ataması, üniversitedeki eylemler, bu eylemlerden medet ummalar, sosyal medyadaki kutuplaşmalar, yeni kurulacak partiler, bir yerlere “hoş görünme”ler…

Şimdi sormak gerekmez mi nerede kaldı olup biteni, çevreyi, insanı ve dünyayı İnsanca, Müslümanca bir bakışla görmek? Nerede kaldı aynı gemide olmak? Nerede kaldı “Komşusu açken, tok yatan bizden değildir” anlayışı?

Nerede kaldı Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un kulakları patlatan “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu, Gelir de adl-i ilâhi Ömer’den sorar onu!” sözü?

Aynı gemide bulunduklarına inanalar “Bu gemi batarsa hepimiz batarız” diyor. Bu çıkarımın doğru olması için söz konusu gemiye herkesin binmiş olması gerekir değil mi?

Şimdi olup bitenlere ve yaşanıp sonuçlananlara baktığımızda buradaki temel mesele; gerçekten de aynı gemide miyiz, aynı gemide mi yola çıktık, aynı gemide mi yolculuk ediyoruz? Ve aynı gemiden anladığımız nedir?

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir