ALGILAR ve OLGULAR

En başta ifade etmek isterim ki algıların, olguların önüne geçtiği bir hayat yaşıyoruz. Hani meşhur bir söz var ya; algılar gerçek, gerçekler ise algıdır. Aynen öyle…

Algılar ve olgular kavramını gördüğünüzde veya yazının başlığına baktığınızda, bu makalenin daha çok siyaset üzerine yazılmış olacağını düşünmüş olabilirsiniz. Ancak yazıyı sonuna kadar sabırla okuduğunuzda, hayatımızın/yaşamımızın büyük bir bölümünün, algılar ve olgular arasındaki kısırdöngü içinde geçtiğini fark edeceksiniz.

Siyasette, iş dünyasında, sporda, sanatta, ekonomide, uluslararası ilişkilerde, magazinde, kısacası yaşamın her alanında, algılardan gerçekler çıkarma, gerçeklere ise algı hamlesiyle yön verme gayreti görüyoruz.

Gerçekler ile algılar sürekli birbirine karışıyor, hatta bir birinin yerine kullanılıyor. Önceliğiniz ne ise ona göre pozisyon alıyor ya da davranış sergiliyorsunuz. Mesela olgulara mı önem veriyorsunuz yoksa algıları mı önceliyorsunuz? “Hayat tarzınızı” algılara göre mi yoksa olgular üzerinden mi şekillendiriyorsunuz? Siyasetinizi olgular üzerine mi yoksa algılar etkisine göre mi inşa ediyorsunuz? Benzer soruları çoğaltabiliriz…

Yukarıdaki soruları örnekler üzerinden irdelediğimizde, modern dünyada algılarla olguların “savaşını” aslında görebiliriz. Çünkü 21. Yüzyılda tarihin dönüm noktalarından birini yaşıyoruz.

Yaşananları değerlendirirken ya da anlamlandırırken göz önünde olandan ziyade arka planda olanları, yani görünmeyeni, asıl gizleneni, ima edileni fark etmemiz gerekiyor. Kullandığımız sosyal medya platformları, yazılı, görsel ve işitsel medya bunun için en belirgin iletişim/etkileşim alanını oluşturuyor.

Olgular ile algılar arasındaki uçurumun her geçen gün daha da derinleştiğini, bu tür mecralarda açık bir şekilde görmek mümkün. Buralarda oluşturulan algı operasyonları olguların önüne geçerek “yeni bir yönetme tarzı” oluşturdu.

Geçmişte gazete manşetlerinin sporcu transfer edilmesine, siyasetçinin istifaya zorlanmasına, magazin dünyasında kimin kimle “aşk yaşayıp yaşamayacağına” olan etkisine, şimdi “yeni medya” dediğimiz sosyal medyalar eklendi.

Dilerseniz birkaç örnekle ifade etmeye çalışalım…

Bir yönetici iseniz ve algıları önemsiyorsanız asfalt dökülen bir yolda, temizlik yapılan bir sokakta, yardım dağıtılan bir hanede, o işle görevli olan işçinin başına dikilip, elinizle “şunu yap, bunu yapma” diyerek poz verebiliyorsunuzdur.

“Ünlü” veya “ünsüz”, evli ama mutlu değilseniz ve algılara da önem veriyorsanız, mutsuzluğunuzu “perdelemek” için her gün sosyal medya platformlarından “mutluluk pozları” paylaşabiliyorsunuzdur.

Siyasetçi ve bürokrat iseniz, hakkın yanında durup olguları önemsiyorsanız, “kimliğinizi, dilinizi” hakikat üzerine sabit kılıp, gerçeği en yalın haliyle haykırıyor olabiliyorsunuzdur.  

Bizim meslekte “haberi takla attırmak” diye meşhur bir söz vardır. Olguların da değiştirilip, algı operasyonları ile iyiyi kötü, kötüyü ise iyi gösterme özelliği vardır.

Gazeteci, yazar, televizyoncu iseniz ve sadece algıları önemsiyorsanız, “Reklamın iyisi kötüsü olmaz” ayrımını yapamayıp, rüzgâra göre yön değiştirip “güçlüden, paradan, makamdan” yana tavır alabiliyorsunuzdur.

Ezan hassasiyeti olan bir Kürt vatandaşın katledilmesini, “Kürtçe müzik dinlediği için öldürüldü” diye haber yaparak, algı oluşturup kimlik çatışmasına hizmet etmiş olabiliyorsunuz.

Başka bir ülkedeki çatışma görüntülerini, fotoğraflarını alıp sizin ülkenizde “katliam” yapılıyor” şeklinde haberleştirenlerin sosyal medyada açtıkları “hashtag”a -belki de takipçi kazanmak amacıyla- destek verip tuzağa düşebiliyorsunuzdur.

Çin’de olduğu gibi sokakta bayılan, koridorda ölen, yolda yürürken düşen, poşette, ayakkabıda, kıyafette, caddede, sokakta dolaşıp, havada asılı kaldığı söylenen Covid-19 (Koronavirüs) haberlerindeki algı operasyonlarıyla olguların önüne geçebiliyorsunuzdur.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir