Ailemize karşı ne kadar sorumluluk sahibiyiz? (3)

Son yazımızı “Küçük şehirlerde bile uyuşturucu ortamlarının gittikçe yayılmasına karşın, büyük şehirlerde yaşayanların, özellikle okula giden çocukların aileleri nasıl tedbir alıyorlar veya tedbir alıyorlar mı?” sorusu ile noktalamıştık. Ve yine birkaç sorumluluğu hatırlatmaya çalışmıştık.

Şimdi bunlara birkaç örnekle açıklık getirmeye çalışıp, bu yazı dizimizi de burada noktalayalım. Kapımızın önünde duran birkaç milyarlık teneke parçası arabamıza birisi çizik attığında her şeyi bir tarafa bırakıp, çizik atanı bulup öldüresiye dövmeyi isteriz. Ya da evimizdeki bir cam eşyayı kıran çocuğa ağzımıza gelen, kelime dağarcığımızın yettiği kadar hakareti söyler geçeriz. Fakat bugün evlatlarımıza öyle “çizikler” atılıyor ki, kimi zaman bunların bir araba kadar değeri olmuyor! Bunlar bazen bastırılıyor bazen de susturuluyor.

Peki, aile büyükleri evde ne yapıyorlar, nelerin olmasını istiyorlar, istediklerini görecek davranışları sergiliyorlar mı veya çocuklarının da kendilerine uygun yaşamalarını sağlıyorlar mı? Çocuklar ise ailelerine karşı ne kadar sorumluluk sahibi olduklarının bilincindeler mi? Bu soruları uzatmak mümkün. Önemli olan bunların cevabını yaşayarak verebilmektir. Maalesef hayatı bilinçsiz bir şekilde, ezberler üzerinden, düşünmeden yaşayıp; günlük sabun gibi tüketiyoruz.

Günlük yaşamda o kadar ilginç kareler yansıyor ki gözlerimize, “kimiz, ne yapıyoruz ve nereye gidiyoruz” sorularını kendinize yöneltmeden edemiyorsunuz. Eğer bu sorularla sık sık muhatap olmuyorsak demek ki bizlerde de bir eksiklik var!

Çünkü sabah okula gitmek için evden çıkan öğrenciler neler yapıyor biliyor muyuz? Gerçekten çocuğum okula mı gidiyor, yoksa okul adı altında eğlenmeye mi gidiyor diye şüpheye düşmüyor muyuz kimi zaman? Maalesef gerek iş yerlerimizin yakınındaki okullar gerekse evlerimize yakın mesafelerdeki okullardaki manzara bana çok şey düşündürüyor. Yazdıklarımızın çoğu yaşamımızdan kaynaklanıyor. Biz yazarlar, bazen yaşanılanları yazarız ibret alınsın diye; bazen de yaşanma ihtimali olanları hatırlatırız ki tedbir alınsın…

Geriye şu hatırlatmalar kalıyor: Arabamızın çizilmesini, camımızın kırılmasını, yuvamızın yıkılmasını istemiyorsak, ilk önce evlatlarımızı yetiştirmeliyiz; aksi halde yarın birgün onlar da “kırılır, çizilir ve yıkılırlar.” Bugün arabayı çizen de camımızı kıran da yuvaları yıkan da dünkü evlatlarımızdı. Bugün de bunları yapanlar gene bizim evlatlarımızdır ve yarında evlatlarımız olacaklar. Ancak, yarınki evlatlarımız yıkıcı değil, yapıcı olsunlar isteriz... Hiçbir şey için geç kalınmış değil…

Çünkü kazanılmamış bir şey için geç kalınmış olunmaz. Dolayısıyla evlatlarımızın yetiştirilmesi noktasında belki de birçok şeyi ötelemek gerekiyor. Geleceğin sermayesi olan çocuklarımız, gençlerimiz, bizlerin birer emaneti olacak yarınlar için. Bunların düzenli bir yaşam sürmesi için onlara sağlam zeminler hazırlamak gerekiyor. Sağlam zemini olmayan binalar nasıl ki yıkılıyorsa sağlam zemini olmayan çocuklar da çok çabuk savrulabiliyor.

Geçmişten habersiz, gelecekten kopuk bir yaşam süren gençlerimiz, değerlerimizi unutup modern yaşamın girdabında sürükleniyor…

Zaman, yeniden özümüze dönme zamanı. Değerlerimizi hatırlayıp, sorumluklarımızı yerine getirme zamanıdır.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir