Ailemize karşı ne kadar sorumluluk sahibiyiz? (2)

Geçen yazımızı medyadaki kadın tasavvuru ile bitirmiştik. Bu yazımıza kaldığımız yerden devam etmeye çalışacağım. İş hayatının getirdiği “bozulmalar” göz ardı edilerek çalışmanın özgürlük olduğu savunuluyor. Fakat gözden kaçan çok önemli bir konu var ki o da çalışırken çocukların özgürlüğü hiçe sayılıyor, onların kişiliği ne olacak diye düşünülmüyor!

Ailede herkes birbirinden bağımsız yaşıyor, kimsenin kimseye karşı sorumluluğu yokmuş gibi davranışlar sergileniyor. Aslına bakılırsa ailede bağımsızlık diye bir şey olmaz, ailede sadakat, hoşgörü, paylaşım olur. Aile, sadakatin olması gereken bir kurumdur. Bir mesuliyet gerektirir…

Sadakat derken sadece namus kavramı anlamı çıkmasın! Sadakat; namus, hak, sorumluluk, hoşgörü ve dayanışma gibi geniş kapsamlıdır. Bugün dizilerde izlenilen anne baba rolündeki insanların birbirlerine karşı sorumsuzlukları, sadakatsizlikleri çocuklar tarafından, hatta büyükler tarafında örnek alınıyor, sonunda sadakatsiz aile bireyleri “türüyor.”

Aynı evde yaşamalarına rağmen annenin, babanın ve çocukların “kendine özgü” yaşamlarının olduğu saptanıyor. Bu da birbirlerinden bağımsız, birbirlerine karşı sorumsuz ailelerin varlığına delil olmaktadır.

Dizilerden örnek alınarak beraberlik sağlanmaya çalışılıyor! Neymiş efendim gördüm elektrik alamadım, hoşlanmadım veya elektrik aldım, hoşlandım. Bu beraberliklerin telleri bu şekilde bağlanırken, kimi zaman ya bir trafonun patlaması sonucu kopuyor ya da jeneratörün yetişemediği durumlarda işlevsiz kalıyor.

Elektrik aldım, hoşlandım diyerek evlilikler kurulur, ardından bir ay sonra veya bir yıl sonra ayrılıklar (boşanmalar) meydana gelir. Bu kadar kısa bir sürede insanların birbirlerini tanımaları, anlamaları ne kadar sağlıklı olabilir ki? İşte, geleneksel aile yapılarında bu tür beraberliklerin, (evliliklerin) deneyimli insanlar (anne, baba, büyükbaba, büyükanne) tarafından gerçekleştirilip ve bireyler arasındaki dayanışmanın sağlandığı bir ortam oluşturuluyordu. Aile kurumu tanıdık insanlarla, aynı inanca mensup, ortak değerlere sahip kişilerle sağlanıyordu.

Çekirdek aile bunları tamamen ortadan kaldırmaya yönelik kendini moderniteye uygun olarak değiştirdi ve değiştiriyor. Moderniteye uyanlar aldatmaları alışkanlık haline getirerek, eşlerinin hak ve sorumluluklarını hiçe sayarak yaşamaya devam ediyorlar ve bunu meşru sayıyorlar. Bunu yaparken de başkalarıyla olan beraberliklerini birbirlerine haber veren “Avrupa modern toplumunu” örnek alarak, bunun sadakat çerçevesinde olduğunu savunuyorlar! İşte bizim örnek aldığımız veya almaya çalıştığımız sadakatli(!) insanlar bunlar.

Kendilerini modern olarak gören insanların sadakatsizliklerinin olmaması günümüzde ayrılmalara (boşanmalara) sebep olmuştur. Türkiye’de aile kurumunda ciddi sarsıntılar yaşanmaktadır. İnternet, televizyon ebeveynlerle çocuklar arsındaki iletişimin tellerini koparttı. Aile yapısının tahribatında, internet televizyondan daha belirleyicidir, bu da zihinsel değişimi gösterir.

Çünkü internet en yakın bireyleri birbirine uzak kıldı, uzaktaki sanalları yakın kıldı. Bugün kaç ailede en az haftada bir defa aile toplantısı yapılıyor, ailedeki bireylerin birbirlerinin hatalarını düzeltmesi veya eksiklerini gidermeleri sağlanıyor, bunu yapıyor muyuz? İçinde bulunduğumuz çevre koşullarının farkında olup da çocuğum kimlerle arkadaşlık ediyor, nerelere gidiyor, neler yapıyor diye araştırıyor muyuz?

Küçük şehirlerde bile uyuşturucu ortamlarının gittikçe yayılmasına karşın, büyük şehirlerde yaşayanların, özellikle okula giden çocukların aileleri nasıl tedbir alıyorlar veya tedbir alıyorlar mı? Bu soruları bir dahaki yazımızda çoğaltacağız…

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir