Ailemize karşı ne kadar sorumluluk sahibiyiz? (1)

İnsan, insan olma vasfını daha çok aile içinde oluşturur. Toplum varlığını aile ile sürdürür, aile kurumu olmazsa toplum kendini oluşturamaz. Aile olmazsa olmaz kurumlardandır. Peki, bizler bu kurumun varlığından ne kadar haberdarız?

Aile kurumundaki en ciddi sarsıntı “modern dönem”de oluşmaya başladı. Geleneksel aile yapısının yerini çekirdek aileler almaya başladı ve aile bireyleri arasındaki dayanışma giderek yok oldu. Bununla birlikte –her geçen gün zorlaşan hayat şartları- kadının iş hayatına girmesini yaygınlaştırdı ve aile içinde ekonomik çatışmalar başladı. Buna itiraz edenlere boşanmalardaki nedenlerin oransal analizlerini okumalarını tavsiye ederim. Sadece ekonomik tartışmalarla da kalmayıp çocuklu ailelerin çocuklarında kişilik sorunları başladı ve yaşam sıkıntıları daha da arttı. Bunun temel nedenlerinin başında anne ve baban çocuğuna zaman ayıramayıp, onun gelişimine istediği kadar katkı sunamaması gelmektedir.

Çünkü geleneksel aile yapısında çocukların kişilik yapılarını oluşturmaları daha kolaydı. Geleneksel aile yapılarında büyükanne ve büyükbabaların varlığı çocukların kişiliklerini oluşturmaları açısından son derece önemliydi. Çocuklar kendi hallerinde kişilik sahibi olmayıp, ebeveynlerinin, aile bireylerinin kontrolleri altında kişiliklerini oluşturuyorlardı. Ama bugün çekirdek aile yapısında anne ve babanın iş hayatına atılması, çocuğun ailesi tarafından yetiştirilemeyip, bakıcılar tarafından ne ölçüde yetiştirildiği tartışılmalıdır!

Anne ve baba şefkatinden uzak yetişen çocukların oluşturdukları kişiliklerin kendi ailelerine uygun olmadığı kuşaklar arası çatışmayı beraberinde getiriyor. Zaten, “modernizmin amacı geleneksel aile yapısını bozup, çekirdek aile yapısına geçerek bireyler arasındaki dayanışmayı yok etmek” idi. Modernite, geleneksel aile yapısının bozulmasına neden olduğu gibi, halen olmaya devam etmektedir.

Çocukluğumuzdan beri bizlere öğretilen her zaman çekirdek aile olmuştur. Okul kitaplarında gösterilenler arasında; işte çalışan baba, mutfakta yemek yapan anne ve oyuncaklarıyla oynayan iki çocuk vardı. Büyükanne ve büyükbaba olmazdı genellikle. Henüz küçük yaşta aşılanmaya çalışılan çekirdek aile kavramı, her geçen gün daha da fazlalaşıyor. Geleneksel aile yok olmaya mahkûm edilmiş vaziyette.

Tüm bunlar yaşanırken çekirdek aile bireyleri arasındaki dayanışma da her geçen gün azalmaktadır. Bugün çocuğuna söz dinletemeyen anne ve babaların, gelecekte çocukları üzerinde nasıl egemenlik sağlayacağı birçok endişeyi doğurmaktadır. Bugün anne babaların çocukları üzerinde egemenlik kuramamaları televizyonun, internetin egemenlik alanını bir hayli genişletmiştir.

Anne babaların yap(a)madıklarını televizyon, internet, cep telefonu vb. araçlar kolaylıkla yapıyor. Ancak bu araçların yapmış olduğu egemenlik, bireyler üzerinde olumlu etkiler yerine onları olumsuzluğa teşvik ediyor. Bunlardan da anlaşıldığı gibi aile içerisindeki kopukluğun baş aktörü “medya”dır. Aile kurumunun temel taşı sözleşme (nikâh) dır. Ne yazık ki, modernitede nikâhın aşağılandığını, bunun yerine nikâhsızlığın (sözleşmenin yok sayıldığı) savunulduğunu görüyoruz. Bizde ise bu değişikliği en güzel biçimiyle yaptığını zanneden, medyadır. Ne yazık ki, medyanın bizde yeni bir kadın imajı “tasarlaması”, bu kadın imajının verdiği şehvetle sözüm ona, o şekilde olan kadınların aile içindeki sorumsuzluklarının aşırı olduğunu görüyoruz. Toplumu kadın inşa eder, eğer kadın “bozulursa” toplum da bozulur, erkek de bozulur, aile de bozulur. Sorumluluklarımız her geçen gün yitip gidiyor… (Devam edeceğiz…)

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir