Aile saadeti (2)

Bir önceki yazımızda aile saadetinin temel noktalarına değinmiş, dikkat etmememiz gereken konuları özet halinde hatırlatmıştık. Bu yazımızda da Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hayatından örneklerle bu konuyu biraz daha zenginleştirmeye gayret edeceğiz.

Her insan duyguları gereği fıtratındaki hislere mağlup olup farklı hallere girebilir. Efendimiz (s.a.v) de bunu kimi zaman aile-i saadetlerinde yaşamıştır. Ancak O, hiçbir zaman peygamberlik makamının ağırlığı ve ciddiyeti ile etrafındakilere baskı yapmamış, onları sıkıp bunaltmamıştır. Bugünkü makam sahipleri için en güzel örneklerden biri olan Efendimiz ve O’nun yaşantısı ne yazık ki örnek alınmıyor.

Efendimiz (s.a.v), bugün bir kadının yükünü çekip, onu memnun etmekten aciz kalan günümüz aile reislerine örnek teşkil edecek bir hayat yaşamıştı. Allah Teâlâ tarafından kendilerine birden çok kadınla evlenme izni verilen Peygamber Efendimiz (s.a.v), kadınlara ve çocuklara karşı her zaman merhametli davranmış ve ümmetine örnek olmuştur.

Buhari’den nakledilen bir hadiste, Hz. Ömer “Kızım Hafsa! Sakın Ebû Bekir’in kızı Aişe’ye bakıp aldanma! Çünkü Resulullah (s.a.v) O’nu çok sever” diyerek kızını uyarmış ve Peygamber Efendimizi hiçbir şekilde üzmemesini kızından istemiştir. Bu uyarılar şunu gösteriyor ki Efendimizin hanımları da zaman zaman kendilerine karşılık vermiştir. Mesela Hz. Aişe validemizin çok kıskanç olduğu birçok kitapta anlatılmaktadır. Bu anlatımlara ve yaşananla rağmen Rahmet Peygamberi her zaman merhametli davranıp, en güzel aile reisi olmuştur.

Belki de bilmemiz gereken ya da dikkat etmemiz gereken çok küçük noktalar var, beraberinde büyük mutluluklar yaşatabilecek olan. Gönül almak deyince aklımıza hemen para ve mal gelmesin! Unutmayalım ki asıl zenginlik gönül zenginliğidir. Gönlümüzdeki en büyük hazine de sevgidir. Bazen bir tebessüm yüzü güldürür, bazen tatlı bir söz ruhu dinlendirir, bazen takdir etmek güven verir, kimi zaman bir şaka yaşananları unutturur, bazen hoşgörü merhameti gösterir, kimi zaman bir teselli umutlandırır, sevildiğini hissettirecek bir bûse aşkı tazeler,  hoşa gidecek güzel bir davranış sizi birbirinize bağlar, Allah’ın rahmetini kazandıracak bir hayır dua, günahlardan sıyrılacak bir gözyaşı ve istiğfar gönüllerinizi birleştirir ve incitmeden verilecek bir gül unutulmadığınızı gösterir…

Birbirimize tahammül etmeyi bilmeliyiz. Mesuliyetlerimizi bilip, düşünerek hareket etmeliyiz. Hele bazılarımızın “şüphe hastalığımız” vardır ki Allah muhafaza, bundan kurtulmak çok kolay değildir. Yersiz şüphe ve fitneye hiç gerek yok. Unutmamak gerekir ki ailenin varlık nedeni keyif ve eğlence değil, ilâhi emanetleri taşımaktır. Bir de son zamanların modası haline gelen “ben senin anne ve babanla birlikte yaşamam, onlara bakamam” anlayışını evliliğin ilk şartı haline getirenler var! Bunlar, aile temelini ilk anda zedeliyor!

Oysa şunu unutuyoruz ki kadının, kocasının anne ve babasına bakması, onlara hizmet etmesi bir hayır ve fazilettir. Ne yazık ki bir anne on evladına bakıyor; ama on evlat, bir anneye bak(a)maz hale geldi. Böyle bir durumda zorlama olmamalıdır. Çünkü hizmet gönülsüz olarak yapılırsa tat vermeyeceği gibi sevap da getirmez.

Aile saadetimizin devamı ve mutluluğumuzun artması için; hayatımızdan barışı, özür dilemeyi, tövbe etmeyi, gönül almayı hiç eksik etmeyelim.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir