Ahlaksal erozyon! (1)

Günümüzde ahlaksal erozyonu etkileyen araçlar arasında televizyon dizileri ve internet en başta gelmektedir. Ebeveynlerle çocuklar arsındaki aile yapısının tahribatında, televizyondan daha belirleyici hal alan yeni alan internettir.

En yakın bireyler birbirine uzak kılındı, uzaktaki ‘sanallar’ da yakın oldu. Bir yazımda şunları dile getirmiştim: “Nikâhlı birliktelik, sadakat, güven ve sevgi duygusunun kaybolduğu bir toplumda aile yapısının korunması bir hayli güçtür. Çünkü temeli sağlam olan aile, işlevini yerine getirerek barışık bir toplum inşa eder.(18.05.2012)” Aileyi parçalayan en önemli etken ahlaksal erozyonunu tahribatıdır!

Bugün ne oluyor peki? Aynı evde yaşamalarına rağmen annenin, babanın ve çocukların “kendine özgü” yaşamlarının olduğu bir gerçek var ortada. Bu da birbirlerinden bağımsız, birbirlerine karşı “sorumsuz” aile yapısını ortaya koyuyor. Beraberlikler artık dizilerden alınan “örneklerle” sağlanmaya çalışılıyor. Birçok dizi, aslında insan hayatını tahrip eden bu ‘virüsler’ hayatı çıkmaz bir sokağa sürüklüyor. Ve bizler bu hayat içerisinde yuvarlanıp gidiyoruz… Giderken hangi ‘kayaya’ çarptığımızın veya hangi ‘pisliğe’ bulaştığımızın farkına bile varamıyoruz…

Moderniteye uyanlar aldatmaları, eşlerinin hak ve sorumluluklarını hiçe sayarak yaşamaya devam ediyor ve bunu ‘meşru’ sayıyor! Bunu yaparken de, Avrupa ‘modern toplumunu’ örnek alıyor. İşte bizim örnek aldığımız veya almaya çalıştığımız modern(!) insanlar ve modeller… Para için kendinden yaşça çok büyüklerle evlenmeler mi bir gecelik beraberliklerden dünyaya çocuk getirenler mi ya da onu hangi dereye atıp, izini kaybetmeye çalışanlar mı dersiniz, bir erkek için iki kadını karşı karşıya getiren senaryolar mı? Yazdıkça uzar bu liste… Bunların hepsi her gün ağzımızı açarak ekran karşısına dikilip izlediğimiz dizilerden.

“Reyting ve reklam kaygısı yoksa gerisi hikâye” anlayışının hâkim olduğu bir zihniyet karşısında fazla söze hacet yok herhalde. Yaz tatili başladı, diziler ‘final bölümlerini’ oynuyormuş. Toplu taşıma araçlarında, sokakta, caddede, okullarda, iş yerlerinde birçok insan bunları konuşur olmuş. Aman Allah’ım bu hal de ne! Bir tarafta şiddeti özendiren diziler öbür yanda ise ahlaksızlığı meşrulaştıranlar…

Bu yazıyı okuduktan sonra bana da ‘fazla ahlakçı’ veya ‘çağdışı’ diyenler çıkabilir. Ben de “güneş balçıkla sıvanmaz ki” derim. Ekranda merakla, sabırsızlıkla izlenenler, yaşananlar, hayata yansıdığında, gerçeğin hiç de öyle düşündükleri gibi olmadığını anlıyorlar; fakat kabullen(e)miyorlar. Bu senaryolar bilgisayar oyunlarına döndü artık. Bir tuşla öldürüp, bir tuşla diriltme senaryoları hayata yansıyınca ‘start’ ve ‘stop’ diyecek kadar vaktimiz kalmıyor. Hayatın ‘start ve stop’ kadar kolay olmadığını bilen insanları tenzih ederek, onların hakkını teslim etmek gerektiğini bir kez daha belirtelim.

Gerçekten toplumun hepsi bu dizilerdeki gibi mi? Herkesi böyle göstermeye hakları var mı? İnternet sitelerinde dizi fragmanlarına yazılan yorumlara bakın bir. Geçmişte aldığım birkaç notu paylaşarak bitireyim yazımızı:

 -Eren: “Oh, Behlül Bihter’in olacak. Dizinin sonunda Bihter intihar etse bile Nihal’a kalmayacak işte Behlül yurt dışına kaçacak, aptal Nihal!” (Eren Bey, pasaportları siz mi hazırladınız?) -Ayşe: “hastayım bu diziye, ya lütfen bitmesin ya.” (Geçmiş olsun Ayşe Hanım, inşallah iyileşirsiniz.)” Sonuç: ahlaksal erozyon!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir