Ahlaksal erozyon!

Dünkü yazımı şu sözlerle bitirmiştim: “Televizyon dizilerinin yanı sıra internet de, ebeveynlerle çocuklar arsındaki aile yapısının tahribatında, televizyondan daha belirleyici hal aldı. Bu da zihinsel değişimi gösteriyor. En yakın bireyler birbirine uzak kılındı, uzaktaki ‘sanallar’ da yakın oldu. Bunun adına da ‘muasır medeniyet’ deniliyor maalesef…”

Beden çıplaklığının bazı ‘laik ve çağdaşlar’ tarafından ‘medenilik’ olarak değerlendirildiğine şahit olunca, onlara şu tavsiyede bulunmak isterim: ilk çağlarda insanlar nasıl yaşarlardı ve siz değerli ‘laik ve çağdaş’ kardeşlerimiz onları şimdi nasıl nitelendiriyorsunuz? Hem bunun cevabını verin hem de ilk çağ tarihini biraz okuyun!

Bugün ne oluyor peki? Aynı evde yaşamalarına rağmen annenin, babanın ve çocukların “kendine özgü” yaşamlarının olduğu saptanıyor. Bu da birbirlerinden bağımsız, birbirlerine karşı sorumsuz ailelerin varlığına delil oluşturmaktadır. Dizilerden örnek alınarak beraberlik sağlanmaya çalışılıyor. İnsan hayatını tahrip eden bu ‘virüsler’ hayatı çıkmaz bir sokağa sürüklüyor. Ve bizler bu hayat içerisinde yuvarlanıp gidiyoruz… Giderken hangi ‘kayaya’ çarptığımızın veya hangi ‘pisliğe’ bulaştığımızın farkına bile varamıyoruz…

Moderniteye uyanlar aldatmaları, eşlerinin hak ve sorumluluklarını hiçe sayarak yaşamaya devam ediyorlar ve bunu ‘meşru’ sayıyorlar! Bunu yaparken de, Avrupa ‘modern toplumunu’ örnek alıyorlar. Bunun sadakat(!) çerçevesinde olduğunu savunuyorlar. İşte bizim örnek aldığımız veya almaya çalıştığımız modern(!) insanlar ve modeller…

Para için kendinden yaşça çok büyüklerle evlenmeler mi, bir gecelik beraberliklerden dünyaya çocuk getirenler mi dersiniz… Bir erkek için iki kadını karşı karşıya getiren senaryolar mı, kimin elinin kimin cebinde olduğunun belli olmadığı şeklinde işlenen temalar mı dersiniz… Yazdıkça uzar bu liste…

“Rating ve reklam kaygısı yoksa gerisi hikâye” anlayışının hâkim olduğu bir zihniyet karşısında fazla söze hacet yok herhalde. Yaz tatili başladı, diziler ‘final bölümlerini’ oynuyormuş. Toplu taşıma araçlarında, sokakta, caddede, okullarda, iş yerlerinde birçok insan bunları konuşur olmuş.

Bir örnek vereceğim, tasvip ettiğim için değil, popüler olduğu için. İnsanların, Kurtlar Vadisi’ndeki şiddet sahnelerinden etkilendiğini kabul edenler, işin toplumsal ahlaki boyutu söz konusu olunca, ‘ahlaksal erozyona uğramış dizilerin’ etkisini şiddetle reddediyorlar. Bir tarafta şiddeti özendirenler, öbür yanda ise ahlaksızlığı meşrulaştıranlar var.  Eğer eleştireceksek her ikisini de eleştirelim. Öveceksek -ki bence övülecek bir yanı yok- her ikisini de övelim.

Bu yazıyı okuduktan sonra bana da ‘fazla ahlakçı’ veya ‘çağdışı’ diyenler çıkabilir. Ben de “güneş balçıkla sıvanmaz ki” derim. Ekranda merakla, sabırsızlıkla izlenenler, yaşananlar hayata yansıdığında, gerçeğin hiç de öyle düşündükleri gibi olmadığını anlıyorlar; fakat kabullen(e)miyorlar.

Bu senaryolar bilgisayar oyunlarına döndü artık. Bir tuşla öldürüp, bir tuşla diriltmek kadar kolay olan bir hayat aşılanıyor. Oysa bu senaryolar hayata yansıyınca ‘start’ ve ‘stop’ diyecek kadar kolay olmuyor. Hayatın ‘start ve stop’ kadar kolay olmadığını bilen insanları tenzih ederek, onların hakkını teslim etmek gerektiğini bir kez daha belirletelim.

Gerçekten toplumun hepsi bu dizilerdeki gibi mi? Herkesi böyle göstermeye hakları var mı? İlişkiler ve tercihlerin rotasını şaşırdığı bir dünyayı bizlere niçin sunuyorlar? Nerede kaldı ailenin korunması hükmü? İnternet sitelerinde haber okurken bir dizinin fragmanı hakkında müstear ya da gerçek isimlerle düşüncelerini yazanlar dikkatimi çekmişti. Ve not almıştım.

Onlardan birkaçına yer verelim. Bakalım dizi furyası insanları nasıl bağımlı hale getirmiş, yemeden içmeden alı koymuş.

www.beyazgazete.com’da 15 Mayıs 2010 Cumartesi günü, ‘İşte Aşk-ı Memnu 74. Bölüm fragmanı’ diye bir haber gördüm. Videonun altındaki yazılar dikkatimi çekti. Yazımlarda küçük birkaç düzeltme yaparak yazalım ve hep birlikte okuyalım onları.

Neyle uğraştığımızın farkında mıyız?

-Eren: “Oh, Behlül Bihter’in olacak. Dizinin sonunda Bihter intihar etse bile Nihal’a kalmayacak işte Behlül yurt dışına kaçacak, aptal Nihal!” Eren Bey, pasaportları siz mi hazırladınız?

-Ayşe: “hastayım bu diziye, ya lütfen bitmesin ya.” Geçmiş olsun Ayşe Hanım, inşallah iyileşirsiniz.

-Canan: “bence Behlül, Bihter, Nihal, Beşir, Adnan matmazel olsun Behlül’le Bihter birbirlerine çok ama çok yakışıyorlar gerçek hayatta da lütfen dizi böyle bitsin hüzünlü sonla biterse çok üzülürüm ve en çok istediğim şey Beren Saat ve Kıvanç Tatlıtuğ’u görmek.” Başka bir dizide görüşürsünüz, üzülmeyin Canan Hanım.

-Eylül: “Behlül, Bihter’le çok yakışıyor Nihal’la evlenmesin zaten yakışmıyorlar o, Bihter’le yakışıyor, ikisini çok beğenerek izliyorum.” Eylül Hanım’ın talebini dikkate al sayın memur, bu nikâh olmaz!

-Gizem: “bence bu dizi bitti mi yapımcılar Bihter ve Behlül’ü tekrar bir dizde oynatsınlar reyting kırmak istiyorlarsa benden söylemesi, ikisi de süper kim ne derse desin.” Gizem Hanım’ın talebini kanal yönetimine duyurun arkadaşlar!

-Gamze: “ay bence de ya Behlül’ün hiç bir suçu yok. Bihter hep onun peşinde dolandı kuyruk salladı, bence Behlül gerçekten artık Nihal’ı seviyor” Üzülmeyin Gamze Hanım, biz biliyoruz(!)zaten. Bunları okuyunca şaka gibi gelebilir, ancak bunlar gerçek. Bu sözler üzerine çok fazla bir şey söylemek istemiyorum, sadece sonlarına kısa cümleler yazdım gönülleri hoş olsun diye. Ahlaksal erozyonun içinde sürüklenenlere birer örnek bu yazdıklarım… Biz nelerle uğraşıyoruz, kimin derdine yanıyoruz?

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir