Ahlaki çöküşün vebali bize yeter

En değerli varlıklarımızdan biri olan aile yapısı hepimiz için birer güven kaynağı, dayanak noktası ve sığınılacak limandır. Aile olmanın temel şartları arasında hiç şüphesiz güzel ahlak, sevgi, saygı, sadakat ve güven ön planda yer alır.

Arapçadaki ‘hulk’un çoğulu olan ‘ahlak’ kavramı, genelde toplumun tamamının uyması gereken kuralları, davranış biçimlerini ifade der.

Asırlardır süre gelen ahlak anlayışımız, İslamiyet ile zirve noktasında ulaşmıştır. Bu ahlak anlayışını zirveye taşıyan ise Hz. Muhammed (s.a.v)’dir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Muhammed (s.a.v)’e hitaben “Şüphesiz ki sen yüce bir ahlak üzere bulunmaktasın” buyurulmaktadır. Öyle ki Hz. Aişe validemiz de Peygamber Efendimizin ahlakını “O’nun ahlakı Kur’an ahlakıydı” sözleriyle ifade etmiştir.

Toplumları, milletleri yok etmek için en etkili yollardan biri de onlar arasında milli ve manevi duyguları zedelemektir. Bugün bir kez daha TV programlarında, dizilerde görüyoruz ki milli ve manevi değerlerimiz tahribat altında! Bunun en somut örneği geçen gün ATV’de yayınlanan programda, bir kadının kocasından değil de komşusundan olan çocuğuna karşı “şükretme” sevincinin toplumda oluşturduğu etkiydi.

Bu konu sosyal medyada bir hayli tartışıldı, gündem oldu. Daha önce izdivaç programlarıyla toplumun değerleriyle oynayan bu tür programlar, şimdi başka isim altında yine “ahlaksızlığın gösteri merkezi” haline geldi.

Toplumun temel yapı taşı olan aile her geçen gün zedeleniyor ve insanlar birlikte yaşamaktan uzaklaşarak bireyselliğe doğru kayıyor! Nikâhlı birliktelik, sadakat, güven ve sevgi duygusunun kaybolduğu bir toplumda, aile yapısının korunması bir hayli güçtür. Ancak temeli sağlam olan aile, işlevini yerine getirerek barışık bir toplum inşa eder.

İslam’ın haram kıldığı zinayı “normal”miş gibi servis eden TV ekranlarında izlediğimiz diziler, filmler, programlar reyting uğruna tüm bu değerleri görmezden geliyor. Arka fonda gerilim müziği eşliğinde DNA sonucu açıklayan sunucu, bunun karşısında, milyonların huzurunda “Elhamdülillah çocuğum babasından değil” diyebilen bir “anne” ve bu ahlaksızlığın ortağı olan komşusu bir “baba”, bir de bunları alkışlayan konuk seyirci…!

Ekrandaki bu görüntüyü gözünüzde canlandırdığınızda insanlığın, ahlakın, iffetin, namus kavramının, ailenin nasıl yok edildiğini göreceksiniz.

Ülkemizde maalesef her gün dizilerde aileler kurşuna diziliyor, reyting uğruna değerler hiçe sayılıyor, zina ve sapkın ilişki biçimleri normalleştiriliyor, birileri bu programlara reklam veriyor, yöneticiler, denetici kurumlar ve millet de buna “seyirci” kalıyor!

Ne yazık ki elimizi şeytana kaptırıyoruz. Boş muhabbetleri “mutluluk” sanıyoruz. Kibri kendimiz için bir “statü” görüyoruz. “Bu TV kanalı bize yakın” deyip susuyoruz ya da “Bu TV kanalı bize muhalefet” deyip abanıyoruz. Hak ve hakikati konuşup iyi olanları “düşman” biliyoruz. Cimriliği hayatımız için “gerekli” görüyoruz. Terbiyesizliği, küfrü, hakareti, aldatmayı “açık sözlülük” biliyoruz. Dedikoduyu ise en “etkili iletişim yönetimi” olarak benimsiyoruz. Bu da yetmiyor, yalanı “hak”, yılanı ise “bülbül” zannediyoruz.

Yaptığımız hayırlara gösterişi bulaştırıp, emanete olabildiğince hıyanet edip, ölçüyü de tartıyı da kaçırıyoruz. Yalan yere yemin edip, birer kibir abidesi şeklinde politik söylemler üretiyor, ikbal hırsıyla her türlü bozgunculuğu yapıyoruz. Bunları da TV ekranlarında sergileyerek olaylara “seyirci” kalıyoruz.

Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi “Arsızlığa cesaret, zinaya aşk dediler. Bir neslin ahlakını işte böyle yediler.”

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir