Ahlaki çöküşün sosyal boyutu

Toplum olarak büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız. Bu tehlikenin adı ise sosyal medyadaki ahlaki çöküş. Bir başka deyişle ahlaki çöküşün sosyal boyutu.

Arapçadaki ‘hulk’un çoğulu olan ‘ahlak’ kavramı, genelde toplumun tamamının uyması gereken kuralları, davranış biçimlerini ifade der. O kadar önemli bir kavram ki aynı zamanda bilimsel hale gelerek Ahlak Bilimi de oluşturulmuş. Bizler millet olarak İslamiyet’i kabul ettikten sonra da Ahlak anlayışımızda farklılık olmamıştır. Asırlardır süre gelen ahlak anlayışı İslamiyet ile zirve noktasında ulaşmıştır. Bu ahlak anlayışını zirveye taşıyan ise Hz. Muhammed (s.a.v)’dir.

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Muhammed (s.a.v)’e hitaben “Şüphesiz ki sen yüce bir ahlak üzere bulunmaktasın” buyurulmaktadır. Öyle ki Hz. Aişe validemiz de Peygamber Efendimizin ahlakını soranlara karşı “O’nun ahlakı Kur’an ahlakıydı” sözleriyle cevap vermiştir. Ahlaki kriterlerimiz ve alınacak örneklerimiz karşımızda dururken, 21. Yüzyılın gelişen teknolojisi ile bir kez daha erozyona uğruyoruz. Bu erozyona uğrarken birçoğumuz farkında bile değiliz.

Toplumları, milletleri yok etmek için en etkili yollardan biri de onlar arasında milli ve manevi duyguları zedelemektir. İşte başlıkta kullandığımız kavram, yani ahlaki çöküşün sosyal boyutu, birtakım sosyal medya aracında kendine uygulama alanı buluyor. Bunların başını ise Twitter çekiyor.

Tam da burada Mücahit Küçükyılmaz’ın deyimiyle özne problemi haline gelen trollik, şizofrenik bir boyut kazanmış durumda. Medyanın sosyalleşmesinden bahsettiğimiz şu günlerde farklı bir tehlike ile karşı karşıya kaldığımızı belirtmek istiyorum. O da sosyal medyanın ahlaki ve hukuki sorumluluğudur. Bugün sosyalleşirken geride ne yazık ki tahripkâr bir geçmiş bırakıyoruz.

Çok basit yöntemlerle, fazla sermaye gerektirmeden elde edilen sosyal medya araçları ve uygulamaları, sizin gibi düşünmeyenlere karşı kullanabileceğiniz bir ‘silah’ halini aldı. Eskinin medya patronluğunu oluşturan ‘iktidar yumakları’ şimdi yerini ‘klavye kahramanları’na terk etmiş durumda.

Sesini duyurmak isteyen ve bir internet bağlantısına erişecek kadar ‘sermaye’ sahibi olmak, tüm bunları yapmak için yetiyor. Sosyal medya denilen platforma baktığınız zaman, orada paylaşılanlar, yüklenen içerikler sizin için herhangi bir maddi kıyas gerektirmiyor. Oysa bunun manevi kıyası çok daha önemli.

Kitleler üzerinde bıraktığı etkiler, buna karşı oluşan tepkilere baktığınız zaman, yıllar sonra bu meseleyi bir hayli konuşacağımızı şimdiden söylemeliyiz. Çünkü sosyal medya öyle bir hal aldı ki müstear isimler arkasında kahramanlık destanı yazanlar, klavyelerinin başında ülke kurup yıkanlar, bir tuşla nakavt edenler, ar damarı çatlayıp da ağzına geleni söyleyenler, kızaracak yüzü olmayıp da söyleyecek sözü olanlar, gece uykusu kaçıp gündüz midesi bulananlar, kısacası her türlü pisliği en ince ayrıntısına kadar uygulayanlarla dolu.

Yazılanlar, çizilenler, paylaşılanlar pişmanlık duygusu oluştursa da ‘zamanın ruhu’ denilip geçiştirilecek kadar basitleştirilmiş bir algıyla karşı karşıyayız. Gerçek dünya ile sanal dünya arasında gelgit yapanlar, kendilerine tutunacak bir mecra peşinde koşuyor. Bunun için de kendilerini bir ‘görünmezliğe’ büründürüyor. Oysa her görünmeyeni mutlaka gören vardır. Bu görünmemezlik anlayışı, bizlere ahlaki çöküşün sosyal boyutunu en çıplak şekliyle göstermiştir.

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir