95 Yıllık hasret

Bugün yazacaklarımı ne bir siyaset eleştirisi, ne bir yazar istifası ne de bir terör analizi oluşturacak. Bugün yazacaklarım sadece 95 yıllık bir hayatın zirveye çıktığı ânı yansıtmaya çalışacak.

Herkesin en az bir arzusu vardır ya! İşte bu yazımda da herkes gibi O’nun da çok istediği ve şu an kavuşmuş olduğu bir arzusu yer bulacak. Hepimiz bir şeyleri elde etmek ya da bir şeylere kavuşmak arzusuyla yaşamaya devam ederiz. Kimimiz en iyi okullarda okuyup lüks arabalara binmeyi, kimimiz çok zengin olup dünyayı elde etmeyi, kimimiz de iyi bir lider olup insanları yönetmeyi ister ve bunlar için mücadele ederiz. Bir de bunların dışında olanlar var…

O’nun istekleri ise yukarıda saydıklarımızın dışındaydı. Zengin bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. En iyi okullarda okuyamasa da, en iyi arabalara binemese de, toplumun lideri olamasa da hep insan olmaktan yana tavır takındı. Ve insanca yaşamayı ilke edindi. Büyüyüp gelişti, evlilik çağına erişti. Daha çocuk denecek yaşta Ermeni zulmüne maruz kalmış biriyle Reşat (Efendi) ile evlendi. Şehir hayatını elinin tersiyle itip, köy hayatında yaşamayı kabul etti. Çok zengin olmalarına rağmen fâkirliği de yaşadı.

On çocuk doğurdu. Ecel erken yaşta ayırdı sevdiğini ondan. Ve ellili yaşların sonunda dul kaldı on tane çocuğuyla. Zorluklar çekti onları büyütmek için. Yılmadı ve boyun eğmedi hiçbir zaman, hiçbir insana. Zaman su gibi akıp geçiyordu yürekteki acılarla. Yetim kalan her bir çocuğuna baktıkça, eşinin yokluğunu daha fazla hisseder oldu. Tüm bunlara rağmen çocuklar büyüdü, her biri evlenecek çağa geldi.

Beş tane gelin getirip, beş tane de gelin verdi. Sırayla hepsini evlendirip, yuva sahibi yaptı. Kırk altı tane toruna sahip olup, birçoğunun beşiğini salladı. Zaman ilerledikçe, yaş da ilerledi. Gurbet oldukça ayrılıklar da çoğaldı. Yıllar eskidikçe isimler de unutulmaya başladı. Torunların çocukları bile evlenecek çağa geldi.

Kusursuz hizmeti ve sağlıklı geçen ömründe ibadetlerini aksatmamaya gayret etti. Kimler hizmet edip, saçını taramadı ki! Kimler ziyaret edip, hayır duasını almadı ki! Akranları ebedi âleme birer birer göçerken, o daha da gençleşti. Bir aspirin kullandı bir de sarımsak. Tek şikâyeti vardı tansiyonundan. Yetmiş, seksen derken yaş oldu doksan. Boyu kısaldı, dişleri döküldü, gözleri zor görür oldu. Yara olan damakları ile karnını doyurmaya çalıştı. Yıllar ilerledikçe, acılar çoğaldı. Gencecik torunlarının ve damatlarının ölüm acısını yaşadı.

Her geçen gün daha da duygusal olmaya başladı. Bülent Ecevit’in ölümünden Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüne kadar, birçok insanın ebedi âleme gidişini gözü yaşlı izledi. Şehit olan askerlerden tutun da futbolcu Hakan Şükür’ün ayağının kırılmasına kadar hepsine üzüldü, ağladı. İnsanlığı ilke edinmek böyle bir şey olsa gerek. İzlediği her ölümün ardından odasına çekilir, kocasının resmine doya doya bakardı. İlerleyen yaşına rağmen hayattan tek bir beklentisi vardı.

Beklenen an geldi ve hasretlik sona erdi. 95 yaşında hacca gitti. Yaşı 95 olsa da, yüreği gencecikti. Gözlerinin içiyle gülüyordu. Tıpkı bir çocuk gibi sevinçliydi. Bir asra dayanmış ömrünün zirvesinde kutsal topraklara gidiyor, Hz. İbrahim’in hac davetine icabet ediyordu.  Televizyon ekranlarından izleyip de “Bize de nasip et Ya Rabbi” dediğin duaların, şimdi gerçek oluyordu. Artık en çok istediğin yerde, Hz. İbrahim’in hac için davet ettiği Kâbe’desin.

Çok sevdiğin Kâbe’ye şimdi dokunuyorsun. İşte şimdi insanı mükemmelleştiren bir ibadet olan hac farizasını yerine getiriyorsun. Artık bitmeyen insanlığın, daha da mükemmelleşti. Adın gibi güzel Cemile (Irgat) ninem. Günlerdir bayram coşkusuyla şenlenen evin ve arkanda bıraktıkların; şimdi senin yolunu gözlemeye koyuldu. Dilinden düşürmediğin o güzel dualarını, şimdi daha da çok ediyorsun, biliyorum. En çok istediklerine şimdi daha da yakınsın. Ve bizler, sana uzaklarda olanlar, yine seni ve senin dualarını bekliyoruz.

Her yazımın sonuna eklediğim “Unutulanlar” kısmını, bu defa yazmıyorum. Çünkü senin bize öğrettiğin insanlığı bizler unutmadık! Sevgili babaannem, seni de unutmayacağız. Sen şu anda hayatının en doruk noktasını, en güzel yerde yaşıyorsun. Yolunuz açık, haccınız kabul olsun Babaanne!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir