68 Kuşağı’nın hayallerine bir daha bakın!

“Elbet de bu gençlik gidecek; ama gençliğin kıymetini bil(e)mezsen ihtiyarlık neye yarar…” Yıllar önce bu kelimeleri yazmışım “Gençliğim Eyvah” kitabının birinci sayfasına…

Alevlerin, İstanbul’da başlayıp, Ankara’yı oradan da Çanakkale’yi sardığını izliyoruz. Geçtiğimiz hafta sonu, Çanakkale’de düzenlenen “Çok Kültürlülük Perspektifinde Barışın Dilini Kurmak” konulu panelde, Taraf gazetesi Yazarı Roni Margulies de protesto edildi.

Protestocu öğrenci bu durumun gerekçesini İstanbul’daki öğrenci olaylarını hatırlatarak şöyle açıklıyordu: “Burada barıştan söz edemezsiniz. Demokrasi maskesi altında, her fırsatta savunuculuğunu yaptığınız AKP’nin demokrasi anlayışını biz gayet iyi biliyoruz. Geçen hafta, İstanbul’da arkadaşlarımızın yediği dayaktır, arkadaşlarımızın kafasına inen coptur…”

Şu günlerde, kalabalıkların arasında üçer beşerli genç gurupların yüzlerinden hem birbirlerine hem de dünyaya karşı bir şey okunuyor. Sevgi ne kelime, uzlaşmaya, hoşgörüye, anlaşmaya yabancı kelimeler… Öfkelenirken dilimizin ucunun dişlerimizin arasında olduğunu fark etmiyoruz. Bütün gençleri, “yaşamayı deli gibi sevenler” olarak düşünüp, kavgadan, nefretten, kandan uzak durmaları gerektiğini vurguluyoruz. Hürriyet aşığı” olup, insanları seven ve halkı umursayan bir gençlik temenni ediyoruz. İnsan kazanmaktan uzak, başarısızlıklarını umursamayan, yığınla suçlu, dalavereci, paraya, ün’e, koltuğa “balıklama dalan” gençlik istemediğimiz gibi.

“Öğrenci eylemleri” nedeniyle dönüp bir daha bakıyorum geçmişe. Geçmişte okuduğum birkaç kitaba. Bunlardan birisi de Mümtaz’er Türköne’nin “68 Kuşağı” isimli kitabı. Dolmabahçe ve Mülkiye’deki yaşananlardan dolayı, “öğrenci eylemleri” farklı şekillerde yorumlandı, tartışıldı ve tartışılıyor. Bu tartışmaların yaşandığı şu günlerde bazı yorumlara dikkat çekmekte fayda var. Onlardan biri de MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ifadeleridir.

Türkiye’yi bugün 68 kuşağının yönettiğini söyleyen Bahçeli: “Bu, büyük bir avantaj. Geçmiş olaylar içinde sıkıntıyı, çileyi yaşayanlar bugün yönetimde. Bu nesil hata yaparsa, ‘68 yılındaki kuşak, ülkeyi şuurlu bir şekilde anarşi ortamına götürdü’ kanaati doğar. Bunlardan ders çıkartılıp olaylara yaklaşılmalı” diyor.

Bahçeli’nin bu uyarı niteliğindeki cümlelerine bakarak şu soruyu soralım. Peki, nedir bu 68 Kuşağı? Türköne’nin kitabından cevaplayalım bunu da: “1968 yılının Mayıs ayının başında Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nin işgaliyle başlayan gençlik olayları, tarihe özel bir isim olarak “68 Baharı” şeklinde geçmiştir.” 68 Kuşağı’nın Türkiye versiyonunu ise Türköne şöyle ifade ediyor: “…Planlanan sol bir askeri darbenin sivil uzantılarından başka bir şey değildir.” 68’in birinci evresi 1968’de başlayıp, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılmasına, Mahir Çayan’ın öldürülmesine kadar devam eder. İkincisi ise 1974’te başlar ve 12 Eylül 1980’e kadar devam eder.

İlk protesto 1967’dedir. Amerikan 6.Filo’suna karşı 1968 Temmuz’unda eyleme geçilir. 11 Temmuz’da İTÜ’de solcu gençler bir toplantı düzenler. Toplantıda “ılımlılar ile militanlar” arasında tartışma yaşanır. Toplantı dağılırken polis ile öğrenciler arasında gerginlik başlar ve 11 öğrenci gözaltına alınır. Olayları kontrolden çıkartan gelişme İTÜ öğrenci yurdunda yaşanır. Polis amirlerinin rehin alınmasıyla olaylar daha da alevlenir ve 47 öğrenci yaralanır; 30 öğrenci ise gözaltına alınır. 68 kuşağının ilk kaybı ise Vedat Demircioğlu olur.

68’in ‘Pop yıldızı’ “devrimci şiddetin teorisyeni ve kendi hayat pratiği ile somut bir model” olan Che Guevera’dır. Sağ’ın 68’ini de şu cümleler anlatıyor: “ihtilal yapmış karizmatik bir lider… Onun bir işaretiyle ortalığı dehşete çevirmeye hazır gözü kara bir gençlik kitlesi…” Dönüp bir daha bakmak gerekir 68 Kuşağı’nın hayallerine!

Unutulanlar: Üniversitelere konuk olan farklı görüşteki konuşmacılara yönelik gösterilen tahammülsüzlükler, artık fakültelerin “Öğrenci Temsilciliği” seçimlerine de sıçradı!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir