2020’nin faili belli oldu

Takvim yapraklarından bir yıl daha kopup gitti. Giden bir yılın ardından geriye anılar kaldı. Bu anıların kimi çokça anılmak istenenlerden oluşurken, kimisi de hiç anılmamak üzere tarihe not olarak düşüldü…

Adettendir her yeni yılda bir önceki yılı değerlendirmek. Artılar ve eksiler üzerine cümleler kurup, yeni yıldan büyük beklentilerde bulunmak… 2020 tam da böyle bir sene oldu. Geride bıraktığımız bir yıl için “Güzel bakan güzel görür” demek istiyoruz ama baktığımız çoğu şeyde “güzellik” göremiyoruz.

Bir yılda çokça acı yaşadık, büyük sıkıntılar çektik… Adaletten, ekonomiden, işsizlikten, depremlerden, çığdan, salgın hastalıktan, eğitimden, siyasetten kısacası aklımıza gelen hemen her şeyden yakınıp durduk. Herkes yeni yıldan beklentilerini açıkladı. Eski yıla da “Gide bir daha geri gelmeye” diyerek sitem etti.

Her olayın ardında bir fail aradık, her yaşanan gelişmeyi bir nedene bağladık. Olumlu olanların primlerini insanlara yazdık, olumsuz olanların faturasını ise doğaya, zamana ve nesnelere bıraktık. 2019’u uğurlarken de 2020’den büyük umutlar beklemiştik.

Elazığ’ın Sivrice ilçesinde 24 Ocak’ta 6,8 büyüklüğünde meydana gelen depremde 41 kişi hayatını kaybettiğinde, yüreğimiz yanmış, 2020 “felaketle” başlamıştı. 2019’da depreme karşı önlem almak için çokça söz vermiştik.

Suriye’nin İdlib bölgesinde bulunan TSK unsurlarına şubat ayı içerisinde rejim unsurlarınca yapılan saldırıda 45 askerimiz ile 1 sivil şehit olduğunda, hepimiz yas tutmuştuk. Oysa 2020’den “şehitsiz bir yıl” dilemiştik.

Van’ın Bahçesaray ilçesinde 4 Şubat’ta minibüsün üzerine çığ düşmesi olayında 42 kişi yaşamını yitirmiş, ülkece buz kesmiştik. 2020’nin baş belası dediğimiz Kovid-19 vakası 11 Mart’ta tespit edilmiş, binlerce ölüm hadisesi gerçekleşmeye başlamıştı.

Havada uçan, karada kaçan Covid-19’u yakalamak için akla hayale gelmeyen uygulamalarla tanışmaya başlamışken, “Kenetlenelim, safları sıkı tutalım” derken, camilerde cemaatle namaz kılınmasına ara verildi.

Mayıs ayıyla birlikte lügatimize  “kontrollü sosyal hayat” girmeye başladı. Buna da “tamam” dedik. Bu defa “Temizlik, Maske ve Mesafe” formülü gelişti. Toplu ibadetin kısıtlanmasından yaklaşık 2,5 ay sonra 29 Mayıs’ta ilk cuma namazını “Sosyal mesafeye dikkat edelim aramıza virüs girmesin” ihtarlarıyla eda ettik. Hapşıranlara “Çok yaşa” değil, “benden uzak dur” dedik.

86 yıl aradan sonra 24 Temmuz’da kılınan ilk cuma namazıyla Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi ibadete açılıp, ağustos ayında Tuna-1 kuyusundaki sondajda 320 milyar metreküp doğal gaz rezervi keşfedildiğinde yüreğimiz ısındı. “Emeği geçenlerden Allah razı olsun, teşekkür ederiz” dedik.

Giresun’daki sel felaketinde yine insanlar hayatını kaybetti, fatura doğaya kesildi. Ekim ayında İzmir’de yaşanan depremde 117 kişi hayatını kaybetti. Suçlu deprem oldu.

KKTC’de 46 yıldır kapalı tutulan Maraş bölgesinin kademeli olarak açılması ile Ermenistan’ın işgali altında kalan Azerbaycan toprağı Karabağ özgürlüğüne kavuştuğunda “Türk’ün gücünü” haykırdık.

Ezcümle geride bıraktığımız 2020’deki hatırladığımız birçok olumsuzluğun faili olarak “zamanı” ilan ettik, insanı ise unuttuk. 2021’den de büyük beklentilere kapıldık. Oysa geride kalan yıllarda, yaşanan ve yaşatılan olumsuzlukların müsebbibi olan insan değişmedikçe bizler her yeni yılda bir öncekine “lanet” edeceğiz! Dönüp dönüp zamanı suçlayacağız.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir