15 Temmuz’u bir daha yaşamamak için

15 Temmuz’un 3’üncü yıl dönümünü geride bıraktık. Tam üç yıl önce bir darbe ve işgal girişimine karşı milletin direnişiyle o karanlık gece aydınlık bir Türkiye sabahına çevrildi.

ABD destekli taşeron örgütlerin maşa olarak kullanıldığı 15 Temmuz’daki darbe girişimi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, hükümetin dik duruşu, milletin onurlu yürüyüşü, vatan, bayrak uğruna canlarını feda etmeye her daim hazır olan emniyet görevlilerinin fedakârlığıyla demokrasi zaferine dönüştü.

Dünya tanklara, uçaklara, kurşunlara göğsünü siper eden, kadın, erkek, genç, çocuk demeden topyekûn ayağa kalkan Türk milletini o gece bir kez daha gördü ve tanıdı. Özellikle 15 Temmuz’da Ankara ve İstanbul’da olanlar bu darbe girişiminin ne demek ve nasıl olduğunu iliklerine kadar yaşadı.

Tarih, bir ülkenin Cumhurbaşkanının çağrısıyla “Vatan elden gitmesin, ABD ve onun uşakları geleceğimize ipotek koymasın” diye meydanlara akın eden bu asil milleti ve bu milletin içine sinen “Mutfağımda erzakım bitmesin, cebimden param eksik olmasın” diyerek ATM ile market kuyruğuna girenleri ayı anda yazdı.

Şimdi şunu bir kez daha haykırıyorum ki vatan, bayrak uğruna cesaret, duygu, onur ve izzetiyle meydanlara akın edip, bedenlerini tanklara, tüfeklere siper eden, duygudaşlığı birlikte yaşayan, şanlı barağımızla demokrasiye sahip çıkan Türk milletinin bir neferi olmaktan gurur duyuyorum. Çünkü bu topraklarda itaatle değil, özgür irademizle var olduğumuzu/var olacağımızı tüm dünyaya bir kez daha gösterdik.

Bu uğurda canını feda eden bütün şehitlerimizi rahmetle anarken, gazilerimize de sağlıklı bir yaşam diliyoruz. Azizi şehitlerimizin hatırası ve gazilerimizin fedakârlığını unutmadan, bu süreçte hatası, eksiği, yanlışı olanların da büyük bir sorumluluk içinde bulunduğunu hatırlatmak gerekir.

15 Temmuz hain FETÖ işgal girişimi sonucu, hiçbir ferdin haksız yere mağduriyet yaşamaması, suçlu ile suçsuzun hassas bir şekilde ayrılması, yargılamaların adil olması, darbeye fiilen katılanların en ağır şekilde cezalandırılması, devletin liyakat ve ehliyet esasına göre yönetilmesi Türk milletinin en büyük beklentisidir.

Şimdi davaların birçoğu tamamlandı, bir kısmı Yargıtay aşamasında, bir kısmı da devam ediyor. Davalar neticesinde mahkûmiyetler olduğu gibi, bürokratik tasfiyeler de yaşandı. Süreç içerisinde iftira, şantaj ve yalanlarla haksız yere mesleklerinden olan, özgürlükleri kısıtlanan, daha sonra beraat edip görevlerine iade edilenler de oldu. Bugün Türk mahkemelerinde inkarlar, yalanlar, varsa kayırmalar oluyorsa, Allah’a iman eden herkes bilir ki mahkeme-i kübrada insanın bütün uzuvları şahitlik edecek. Kim ne yapmışsa tek tek karşılığını görecek.

Din kisvesi adı altında insanların aklını çalan, kafalarını ipotek altına alanlar, hayatlı zindan eden, dini alet edip ikbal peşinde koşanlar bu vebalin altında ezildiler ve daha da ezilecekler. O gece 251 can toprağa düştü, 2 binden fazla kişi yaralandı. Şimdi aynı hatalara düşmemek için siyasetinden adaletine, emniyetinden askerine, eğitiminden kültürüne, finansmanından sivil toplum örgütlerine, her alanda ders çıkarmak gerekiyor.

15 Temmuz’un üçüncü yıl dönümünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şu sözlerinin her yıl tekrarlanan birer tespit, eleştiri ve temenniden ibaret kalmaması önemlidir: “Bizim asıl sorumluluğumuz FETÖ’yü doğuran ve besleyen ekosistemi yok etmektir. Şüphesiz bunun yolu da şeffaflıktan, ehliyet ve liyakate dayalı sistemi inşa etmekten geçiyor.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir