15 Temmuz’a 1 ay kala CHP’nin yürüyüşü

Bir akşam vakti bombalar yağdı, silahlar ateşlendi, tanklar boğaz köprülerini kapattı, kadın erkek, genç ihtiyar demeden sokağa çıkan vatansever insanların cesetleri yerlerde kanlar içinde dona kaldı, 249 kişi şehadet şerbeti içti, 2 binden fazla kişi gazi olup hayata tekrar tutundu… Türkiye dışarıdan destekli iç kalkışma ile belki bir Suriye, Irak, Mısır olmaktan son anda kurtuldu.

“Darbeyi kim yaptı, nasıl yaptı, neden yaptı, nerden talimat aldı, darbe öncesi neden istihbarat alınamadı, FETÖ nasıl oluştu, ABD, CIA destek verdi mi, darbenin olacağı biliniyor muydu, ByLock ne zaman kullanılmaya başlandı, ByLock kullanılırken hiç kimse fark etmedi mi?” gibi soruları bir yıldır soruyoruz. Ve geldiğimiz noktada iç acıtıcı durum ile karşı karşıyayız.

Darbeye fiili olarak iştirak edenler mahkemelerde utanmadan, sıkılmadan “Bizim haberimiz yok, darbe yapmadık, suçsuzuz” diyecek kadar yüzsüzleştiler. Bunların yerine ihbarlarla görevlerinden uzaklaştırılanlar, çoluk çocuğundan kopartılanlar, bu yapı ile ilişkisi olmadığını iddia edenler, bulundukları makamlarda göze battıkları, birilerini rahatsız ettikleri için hedef gösterilenler, bu hain kalkışmanın kurbanı oldu. Bunu bizzat siyasetçiler, devlet büyükleri ifade etti.

Darbenin asıl faili olarak gösterilen FETÖ ile amansız mücadele edileceği söylendi. Bu mücadelede çeşitli kriterler ortaya kondu, belli tarihler dillendirildi. Maalesef bunlar şehirlere, kişilere, makamlara göre esnetildi, deştirildi. Birileri bu süreci ısrarla sulandırdı. Sayın Cumhurbaşkanının dediği gibi at izi it izine karıştı. Damatlar bir tutuklandı bir serbest bırakıldı. Kamu vicdanı zarar gördü. Algı değiştirilmek istendi. Yukarıda saydığımız darbe eylemini sanki birileri uzaydan gelip gerçekleştirdi ve kayboldu.

Bir anlığına ‘Darbe olmadı’ diye düşünün. Peki, bu 249 kişiyi kim şehit etti? Boğaz Köprüsünü tanklarla kapatıp, Ankara Emniyetinin önündeyken (benim yanımda olan) Mehmet’i kim yaraladı? Genelkurmay’ın önünde bağırsakları dışarı fırlayan, kafası gövdesinden ayrılanları, Özel Hareket Dairesindeki polisleri havadan bombalayanlar kimlerdi? Üzerimizden alçak uçuş yapan alçakların sonic patlamalarıyla nasıl yerlerde yuvarlandığımız biz biliyoruz. Bunlar bu ülkede yaşandı. Bunları yapanlar, bu işe fiili olarak karışanlar, bugün mahkemelerde insanların gözünün içine baka baka sırıtıyorlar.

Tam da böyle bir ortamda “devlet sırrını açığa çıkartıp casusluk suçu işlediği iddia edilen” CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından CHP Adalet Yürüyüşü başlattı. Gandhi benzetmesi yapıldı. Çıplak ayakla 24 gün boyunca 388 kilometre yürüyen Hindistanlı Gandhi’nin 1930’da düzenlediği Tuz Yürüyüşü ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a Adalet Yürüyüşü arasında amaç ve hedef farklılığı var.

Gandhi bağımsız bir Hindistan kurmaya çalışırken, taklit yapan Kılıçdaroğlu “Devlet sırrını ifşa eden belgeleri bir gazeteye servis ettiği” gerekçesiyle tutuklanan milletvekili üzerinden Türkiye’yi ve yöneticilerini uluslararası mahkemelerde yargılatma mesajı veriyor. Bunun bir adım ilerisi Batılı ülkelerin müdahalesi anlamı taşır.

Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü 14 Temmuz’da İstanbul Maltepe’de sona erecek. 15 Temmuz ise hain işgal girişiminin yıldönümü ve birçok etkinlik düzenlenecek. Allah muhafaza geriye kalan günlerde herhangi bir provokatif eylem ve doğuracağı sonuçlardan kim sorumlu olur? Çok dikkatli olunmalı. Evet, adalet hepimize lazım. Ama adaleti arayacak yer sokak olmamalı!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir